Anasayfa / Sevdiğim Yazılar / EDEBİYAT ÖĞRETİMİ- Yaşar Nabi Nayır

EDEBİYAT ÖĞRETİMİ- Yaşar Nabi Nayır

EDEBİYAT ÖĞRETİMİ- Yaşar Nabi Nayır

 

Liselere bir edebiyat dersi konulmasına acaba neden lüzum görülmüştür? Bunu pedagoglara soracak olursanız size derler ki: edebiyat dersinden maksat, çocuklara kendi ülkelerinin ve dünyanın edebiyatı hakkında kısaca bilgiler vermek, onların iyiyi ve güzeli ayırt etme kabiliyetini güçlendirmek, düşünme ve düşündüğünü en uygun bir şekilde ifade etme güçlerini arttırarak anadillerine yeterince sahip olabilmeleri için ortaokul sınıflarındaki Türkçe derslerinin görevini tamamlamaktır.

 

Edebiyat dersinin bu amaca hizmet edebilmesi için programının da ona göre yapılması gerekmez mi? Oysa, gördüğümüz bunun tam tersidir. Edebiyat dersleri, bizde maksadından tamamıyla ayrılarak gerçek edebiyatla hiç bir ilgisi olmayan birtakım anlamsız yazı kuralları ile artık okunmaz olmuş birtakım şairlerin hayatlarına ait ölü bilgilerin bir koleksiyonu haline getirilmiştir.

 

Gerçi bu dert yalnız bize özgü değildir. Ama öyle sanıyorum ki, hiç bir memlekette bizdeki kadar acıklı bir hale düşmemiştir. Çünkü hiç bir memlekette eski ve yeni edebiyat, eski ve yeni dil arasında bizdeki kadar derin uçurumlar açılmamıştır. Tanzimattan önceki devirlere ait edebi eserlerimiz artık halkın

malı olmaktan çıkmıştır. Bu eserlerin estetiği gibi, dili de ölmüştür. Tanzimattan sonraki edebiyatımız içinde de bugünün anlayışına ve zevkine uyabilenler parmakla sayılacak kadar azdır. Oysa edebiyat dersleri, Fransa, İngiltere gibi edebiyat tarihleri pek zengin ülkeler için haklı sayılabilecek bir gelenek gereğince, ancak oldukça eskimiş, tarihe mal olmuş, değerleri üzerinde kesin yargılara varılmış eserlerden söz etmek zorundadır. Aynı ölçü bize uygulanınca liselerimizde okunan edebiyat dersleri, çocuklarımıza canlılığını, hayatla ilgisini kaybetmiş, artık okunmayan, okunamayacak hale gelmiş bir edebiyat hakkında hayatta hiç işlerine yaramayacak birtakım kuru ve faydasız bilgiler vermekten ileri gidememektedir.

 

Gerçi bu edebi geçmişimiz içinde tanımaya değer büyük değerler vardır. Ancak bunların tanınması, anlaşılıp sevilebilmesi için adına Osmanlıca dediğimiz ayrı bir dilin öğrenilmesi şarttır. Bu yapılmadığına, yapılamayacağına göre, dili bilinmeyen bir edebiyatın eserleri ve sanatçıları hakkında bilgiler ezberletmeye kalkmak, çocuklarımızın çok değerli vakitlerini yalnız boşa harcamak değil, bir yandan da onları "edebiyat»tan soğutmak demektir.

 

Lise öğrencilerine sorunuz, çoğunun, hikmet ve anlamına bir türlü aklı erdiremedikleri edebiyat derslerini hiç sevmediklerini göreceksiniz. Liseden çıktıktan birkaç yıl sonra edebi bilgilerini kontrol edin, yine çoğunda bu derslerden hemen hiç bir iz kalmamış olduğunu fark edersiniz. Gerçi aralarında birkaç edebiyat meraklısı gencin, kişisel merak ve çabaları ile o eski eserleri anlayacak kadar bir dil bilgisi edindikleri, bu sayede o derslerden yararlandıkları görülür. Ama, bu merakı duyacak kadar sanat askı taşıyan bir genç lise dışında da, sırf kendi hevesi sayesinde aynı bilgileri edinebilir. Sonra bazı uyanık ve aydın edebiyat hocalarının, programa ve geleneğe rağmen, edebiyat dersini çocuklar için yararlı ve meraklı bir hale getirmenin yolunu bulduklarını da görüyoruz. Ama bu başarılarını alışılmış usullerden uzaklaşmalarına borçlu oldukları da inkar edilemez bir gerçektir.

 

Şu halde edebiyat dersleri programını yeniden gözden geçirmek, bu derslerin ne için konulmuş olduğunu ve neye yaradığını kendimizden sormak zorundayız. Eğer bugünkü şekliyle edebiyat dersleri genellikle çocukları edebiyattan soğutmak sonucunu doğuruyorsa ve o dersleri yararlı bir hale de sokamıyorsak, yapacağımız ilk iş bu haliyle zararı yararından fazla olan o dersleri programlardan büsbütün kaldırarak yerini Türkçe derslerine bırakmaktır.

 

Ama edebiyat derslerini faydalı hale koymak neden bu kadar güç bir iş olsun? Bunun için, sadece o derslerin yaşayan, edebiyatla ilgisini arttırmak ve öğrenciden ezberlenmesi istenilen bilgileri azaltmak yeter. Edebiyatı öğretmek değil, sevdirmek gerekir. Çocukluğunda edebiyat sevgisini edinen bir insan bütün hayatınca okuyarak bilgilerini kendi kendine genişletir. Unutmayalım ki, liseler uzman yetiştirmez.

 

Sana bir lisede programsız, talimatsız, imtihansız bir edebiyat dersi verilse ne yapar, çocuklara neler öğretirdin? diye sordum kendi kendime. Evet, ne yapardım?

 

Derse hiçbir zaman edebiyatımızın en eski çağlarından örneklerle başlamazdım. Bugünkü edebiyatımızdan çocukların kolaylıkla anlayıp sevebilecekleri metinler alır, bunları okuyup açıklamakla işe başlardım. Gerçek edebiyatla sahte edebiyattan örnek say¬falar seçer, bunları satır satır karşılaştırıp anlatarak çocukları edebi eserlerde iyiyi kötüden, tabiiyi yapmacıktan, doğruyu eğriden ayırt etmenin yollarını göstermeye çalışırdım. Örnekleri yalnız kendi edebiyatımıza hasretmez, dünya şaheserlerinin sağlam çevirilerinden de sayfalar okuyarak, edebi değerlerin bütün dünya için ortak şeyler olduğunu, bir memlekette güzel olan bir eserin bütün dünyada sevilip beğenileceğini anlatırdım.

 

Bu arada fırsat düştükçe, edebi sanatlar denen mecaz, istiare falan filan gibi ıvır zıvırı bir yana bırakıp, nazım, roman, hikaye, piyes, deneme gibi edebi türler ve bunların tarihi hakkında kısaca bilgiler verir, bu konularda büyük sanat teoricilerinin düşüncelerinden örnekler bulup onlara okurdum.

 

Gene fırsat düştükçe yerli ve yabancı edebiyatçıların hayatları ve sanat anlayışları hakkında gücümün yettiği kadar açıklamalarda bulunur, zaman zaman, eski şiirimizin en anlaşılır parçalarını okuyarak eski sanat zevki ile bugünkü arasındaki büyük farkı görmelerine, bununla beraber eski şiirimizde gerçekten merak edilip sevilecek büyük taraflar bulunduğu¬nu sezmelerine çalışırdım. Bu arada halk edebiyatımız üzerinde de önemle durur, bir Yunus Emre’nin, bir Karacaoğlan’ın, bir Köroğlu’nun, halkın ruhundan kopma şiirlerinin, sanat bakımından daha az ustalıklı olsalar da, yine Fuzuli’ler, Baki’ler, Nedim’ler yanında yer almaya layık bir değerleri olduğunu ve bu değerlerin nereden geldiğini göstermeye çalışırdım.

 

Çocuklara bir ders yılı içinde iki üç defa, on, on beş eser arasından birini okuyup’ yazı ile açıklamak ve eleştirmek ödevini verir, sonra ödevlerini sınıfta okuyarak üzerinde düşündüklerimi söyler, eksiklerini ya da yanlışlarını anlatmaya çalışırdım.  Bütün bu derslerde çocukların dil bilgilerini artırmak, düşüncelerini doğru, güzel, yapmacıksız bir şekilde ifade etmelerini sağlamak için elimden geleni yapardım. Her şeyden önce de onlara edebiyat sevgisini aşılamaya, edebiyatın hayatta insana en faydalı bir arkadaş olduğu fikrini telkin etmeye gayret ederdim.

 

Bunları yaparken çocukları asla zorlamaz, sınıfın sessizliğini bozmamaları şartıyla onları hatta dinleyip dinlememekte bile serbest bırakır, kendilerini derse kaldırıp soru yağmuruna tutmaz, ben onlara soracağıma, onları bana soru sormaya, aralarında tartışmaya alıştırırdım. Bu sevdirme metoduna rağmen, aralarında edebiyata karşı hiçbir ilgi ve sevgi duymayanlar çıkarsa üstlerine düşmenin sadece tersine sonuç vereceğinden şüphe etmediğim için onları kendi hallerine bırakırdım.

 

Öyle sanıyorum ki, böyle bir metodla alacağım sonuç, bugünkü edebiyat derslerinin veriminden epey yüksek olurdu.  Gerçi edebiyat öğretmenleri arasında bu konuda benim gibi düşünenler az değildir. Bunlardan birçoğu, hatta sözünü ettiğim usulü ellerinden geldiğince uygulamaya çalışmaktadırlar. Yalnız program ve talimat baskısı, müfettiş korkusu ellerini kollarını sımsıkı bağladığı için, ancak programın uygulanmasından çalabildikleri zamanlarında çocuklara yararlı olabilmenin yollarını aramakta, dolayısıyla değerli zamanlarının büyük bir bölümünü boşu boşuna harcamaktadırlar

 

Bizde edebi eserlerin tirajı, lise çıkışlı aydınlarımızın sayısına oranla yüz kızartacak kadar düşükse, bunda liselerimizde uygulanan şekliyle edebiyat derslerinin büyük ölçüde rolü olduğunu artık kabul etmeli, bu derslerin yararlı olmasını sağlayamıyorsak hiç değilse zararlarının önüne geçmek çarelerini aramalıyız.

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir