UYANIK DÜŞ GÖREN-Yaşar Nabi Nayır
Romancı, kişilerini gerçek hayattan mı almalı, yoksa hayal dünyasından mı, bu, kendi bileceği iştir. Ancak, nerden alırsa alsın, hangi dünyada yaşatırsa yaşatsın, onların gerçekten yaşamış kişiler gibi görünmeleri şart. Bu şart yerine gelmedi mi, birtakım maceralarını okuduğumuz kişilerin gerçekliğine inanamadık mı, sanatçı ile okuyucu arasında kurulması gerekli bağ daha başlangıçta kopmuş oluyor. Bu gerçeklik duygusunu bizde uyandırabilmeleri için de roman kişilerinin, kaynakları ne olursa olsun, ilkin romancının düşünde yaşamış olmaları gerekir. Bu bakımdan romancıya «uyanık düş gören adam» da diyebiliriz.
Ama bütün romancılar düş görürler mi? Yoo! Pek çoğu, sadece romanının hangi okuyuculara sesleneceğini düşünür, onların bir romanda neler aradıklarını hesaplar, bu yolda yazılmış romanlardan hangilerinin tasarladığı bir planı, bütün bu hesapları bir an bile gözden ırak etmeden, işine en elverişli gördüğü için seçtiği birtakım kişilerle gerçekleştirmek yolunu tutar. Kişileri ona değil, o kişilerine buyurur. Düşlerine karışmaz onlar. Düşünde daha çok, rağbet ve ilgi çekmenin çarelerini aramakla uğraşır. Zamanlarında büyük rağbet görenler, eserleri milyonlarla satılanlar vardır içlerinde. Ama geçicidir bu ilgi. Modaya bağlı ünlerdir bunlar. Üzerinden uzunca bir zaman geçti mi arkalarında en küçük bir iz bırakmadan yokluğa karışıp giderler
Eserleri günümüze kadar gelmiş ünlü romancılar içinde romanlarını yazmak için bir toplum çevresini uzun boylu incelemiş, kılı kırka yaran bir titizlikle kişilerini gerçek hayattan almış olanlar da yok mu? diyeceksiniz, onlar da mı düş görmüşler?
Elbette görmüşler, Chouans’ları anlatmak isteyen Balzac, Fransa İhtilalinden sonra ayaklanan tutucu taşralıların serüvenlerini yazmak için gitmiş yerinde uzun boylu incelemelerde bulunmuş. Ama, amacı tarihsel bir roman yazmaktı. Tarihsel romanın kişilerini hiç bir romancı, onlar hakkında bilgisi olmadan, uyduramaz. Chouans’lar üzerinde gerekli bilgileri topladıktan sonra Balzac o romanının kişilerini de düşünde yaşatmadı mı dersiniz? Bir Goriot Baba, bir Eugenie Grandet kadar yaşatmamış olabilir. Zaten Balzac’ın eserleri arasında o romanın en sonra akla gelenlerden biri olması da belki o yüzdendir. Hatta, Balzac’ın kaleminden çıkmamış olsaydı, Les Chouans, belki de, şimdiye kadar çoktan unutulup gitmişti bile.
Aynı Balzac’ın ölürken, romanlarından birinin kişisi olan doktoru sayıkladığını nasıl unutabiliriz? Balzac, hayatında elbette ki birçok gerçek hekimler tanımıştı. Ama düşünde yaşamış olanı ötekilerden çok daha yakın bulmuştu kendine. Onunla daha uzun zamanlar baş başa kaldığı, daha içli dışlı olduğu için herhalde.
Balzac’ın böylesine bir düş alemi içinde yaşaması gerçekçi, romancılar içinde en başlarda bir yer almasına engel olmadı. Çünkü hayalinin genişliği, onu insanları sevmekten, onları durmadan incelemekten bir dakika alıkoymadı.
İnsanları, gerçek kimlikleriyle hayattan aldı, düşünde onlara yeni bir hayat yaşattı. Romanları böylelikle meydana geldi. O yüzden de bilimsel gerçekliği bir ün sağladı kendisine.
Düşten, hayalden söz açıldı mı çok kere ilk akla gelen Alain Fournier ile, Kafka ile benzeri yazarlar olur. Çünkü onlar gerçek dünyadan değil, masal aleminden söz açarlar bize. Uyanık düşün değil de, adeta asıl düşün kişileridir romanlarında cıvıl cıvıl kaynaşan. Gerçekçi yazarların düşle ilgilerinin kabul edilmemesi biraz da bu karıştırma yüzündendir.
Oysa sanat görüşleri, bize anlattıkları dünya bambaşka olsa da, soy romancılar, bir noktada birleşirler: Uyanık düş görmekte.
Sait Faik’e yeni edebiyatımızda en yüksek yeri verdiren özellik nedir diye araştırırsanız, uyanık düş görmekte bütün meslektaşlarını gölgede bırakan yaratılışından başka ne sebep bulabilirsiniz?
Zaten öyle olmasaydı, insanları çok iyi tanıyan herhangi bir düşünürün, bir sosyologun, güçlü bir kalemi de varsa, usta bir romancı olmasına hiç bir engel kalmazdı.
ÜsIup bakımından da, gözlem bakımından da bizi hayran eden nice romanların yaşama gücü gösteremeyişleri hep o, roman için gerekli temel niteliklerden yoksun oluşlarından ileri gelmiyor mu?
(Varlık, sayı: 405 – 1954)





