Anasayfa / Edebiyat / Puşkin

Puşkin

1799 yılında Rus sarayına oldukça yakın bir ailenin ikinci çocuğu olarak dünyaya gelen Aleksandr (Saşa) büyük dedesi Anibal’in derisinin renginden pek şikayetçi değildi. Sadece Sudanlı sanatçıların sergilediği bir temsili izlerken yanındakilere ‘Ben bunlara benziyor muyum?’ diye sormuştu, o kadar. Burada Puşkin’in dedesinin İstanbul’dan satın alınarak Rusya’ya getirildiğini, saray hizmetine bir topçu olarak girdiğini ve Puşkin soyadının da Rusça karşılığı puşka olan top kelimesinden geldiğini vurgulayalım.

 

İki kere okuduğu metni hafızasına alacak kadar zeki olan Puşkin, dönem Rusya’sındaki burjuvazi şartlarına uygun olarak Fransızca eğitimi aldı ve neredeyse on bir yaşına kadar bütün Fransız yazarların külliyatlarını tastamam hatmetti. On iki yaşında iken ise Çar tarafından yaptırılan ve seçkin ailelerin çocuklarının okutulduğu Çarskoye Selo lisesini kazandı. Bu lisede geçen altı yıllık eğitimi boyunca Puşkin; avare, vurdumduymaz ve kendi deyimiyle ‘küçük, haylaz bir çapkın’ olarak bilindi; Fransızca ve Şiir hariç hiçbir derste başarılı olamadı. Hatta yaşlı bir prensesi ‘kazara’ öpmesi Rus Çarına bir edepsizlik örneği olarak şikayet edildi. Bununla beraber lise yılları gelecekte Rus Edebiyatını bütünüyle domine edecek olan genç Puşkin için oldukça mümbit geçmiştir. Neredeyse bir kurgu bolluğu içinde yüzmektedir şair. Burada iken yazmış olduğu yüz otuz şiirinden sadece on dördünü alacaktı bununla birlikte ilk kitabına. Ayrıca bu dönemde Puşkin şiirlerinde bariz intihaller de kol gezmekteydi. Ve elbette intihalin dışında Puşkin, tamamen Fransız biçimciliğinin etkisindeydi. Bu etkinin önemli bir kısmını ise Voltaire oluşturmaktaydı. Puşkin on sekiz yaşına geldiğinde şiirleriyle adından söz ettirmeye başladı. Biyelinski’nin tabiriyle ‘Aslan uyanmış ve yelelerini silkelemeye başlamıştı.’ On sekiz yaşında iken liseyi bitiren Puşkin’i, önünde duran mesleklerin hiçbiri cezbetmiyordu. Bu yıllarda daha çok hovarda bir yaşam sürecek ve hatta ‘Hayasızlık kamuoyunda daima saygı görüyor. Çünkü kamuoyu denilen şey, en fazla hoppa bir kadın kadar ciddidir.’ diyecekti. Aynı yıl Rus entelijansiyası arasında bir skandal etkisine sebep olan Ruslan ve Ludmila’yı yayımladı. Arkadaşı Turgenyef’e göre ‘Rus şiir okyanusunun ortasında yeni bir ürkünç nesne çıkmıştı’ ortaya. Eser özetle Ruslan ve Ludmila karakterlerinin birbirlerine kavuşma sürecini masalsı bir dille anlatıyordu ama asıl sorun, Puşkin’in eserinde bayağı ve müstehcen ifadelere yer vermiş olmasıydı. Puşkin bir anda ağır bir menfi eleştiri bombardımanı altında kalır ve bu eleştirilere, eleştirmenleri sert bir dille küçümseyerek cevap verir. Ve elbette süregelen Rus Edebiyatı algısı halk katmanlarında Çarlık rejimi ile bir tutulmaya başlandı ve Puşkin’in etrafında önemli bir dayanışma ve destek halkası oluştu. Aynı anda Moskova Habercisi’nde Puşkin’i öven bir makale yayımlandı ve şair Jukovski’de Puşkin’in şairliği önünde saygıyla eğildiğini belirtti. Tüm bunlar Puşkin’i kısa sürede Rus Edebiyatının şahikasına taşıdı.

 

Aleksandr Sergeyeviç PushkinOn dokuz yaşındaki Puşkin devlet aygıtının tasvip etmediği gizli derneklere üye olur, Çarlık rejimini ve Rusya’daki mülkiyet sistemini şiirlerinde yerer. Rus mujikleri için birer özgürlük şarkısı çağlamaktadır genç ağzından. Elbette bunlar cezasız kalması beklenen eylemler değildi, ama garip olan taraf, Puşkin’in sürgüne gönderilmek gibi ‘özel’ bir çaba içine girmiş olmasıydı. Şöyle diyecekti: ‘O söylentinin (Puşkin’e işkence edildiği söylencesi) kaybettirdiği saygınlığımı yeniden kazanmak için Sibirya’ya sürgüne gönderilmek istiyorum.’

 

Puşkin’in sürgünü, muhtemelen dehasının da etkisiyle Çarlık hazinesinden kendisine bağlanmış olan maaşla birlikte neredeyse bir seyahat havasında geçti. Bununla birlikte kırsal hayatı sevmeyen şair için bu bile yeteri kadar sürgün sayılabilirdi. Türk taarruzları altındaki Kafkasya coğrafyasını gezen Puşkin bu sürede başyapıtı Yevgeni Onyegin’in önemli bir kısmını tamamlar. Ayrıca Rus şiirinin başyapıtı olarak telakki edilen Bahçesaray Çeşmesi, Erzurum Yolculuğu, Çingeneler, Kafkasya Mahpusu gibi yapıtlar da bu sürgünün sürgünleri idi. Puşkin için en verimli dönem yirmi altı-yirmi yedi yaşları arasındaki dönemdir. Bu dönem içinde Puşkin Kur’an-ı Kerim’i de okumuş (Rusça mı Fransızca mı tercümesinden okudu, bilinmiyor. Tercüme aslına uygun mu idi, o da…) ve hatta oldukça da etkisinde kalmıştır. Kur’an’ın Etkisi Altında başlıklı şiirinde ‘O Rahim ve Rahmandır, Işıklar saçan Kur’an’ı Muhammed’e indiren O’dur’ ‘O’nun aydınlığına dönüp, O’nun aydınlığına koşalım.’ gibi dizelere rastlanan Puşkin’in neredeyse bir amentü ortaya çıkardığı düşünülebilir. Bununla beraber aynı yıl Puşkin’in çevresi için bir yaprak dökümü mevsimi olmuştur. Başkentte isyan çıkmış, yeni Çar Nikola ise isyanı kanlı bir şekilde bastırmıştı. Puşkin’in yakın arkadaşları Rileyef, Pestel, Muravyef, Rayevski, Volonski ve Kiukelkeber tutuklanarak idam edilmişti. Çarlığın haşin eli tam da Puşkin’in üzerinde durmaktaydı. Mikyeviç’in tabiriyle ‘Neredesiniz dostlarım kardeşlerim? İşte canımdan çok sevdiğim Rileyef. Çar’ın bir emriyle sallanıyor darağacında. Lanet olsun peygamberlerini taşlayan halklara!’ fazlasıyla zorlaşan bir dönem bekliyordu Puşkin’i. En azından şartlar ele alındığında öyle olması gerekirdi. Ancak bu kanlı kıyımdan Puşkin’e bir af çıktı. Ve artık Puşkin için sancılı gençlik dönemi kapanmakta idi. Oysa O bunu tasasız bir dönem olarak betimliyordu Yevgeni Onyegin’de! ‘Elveda tasasız gençliğim, minnettarım neşeli günlerine, minnettarım hüzünlü günlerine.’

 

Sürgünden dönen Puşkin Rusya’daki karışıklıkları konu edinen Boris Godunof adlı oyununu yayımlar. Ama oyun başarısız bulunur. Buna, Puşkin’in olumlu ıra tercihinin dışarı ile örtüşmemesi neden olarak gösterilebilir. Ardından Yevgeni Onyegin gelir. Eleştirmenlerle bir kez daha kötü şartlarda karşılaşan Puşkin, bir öncekinden daha sert tepkiler verecektir. Bununla birlikte Baratinski tarafından zamanın önünde olduğu, bu yüzden anlaşılamadığı vurgulandı. Yevgeni Onyegin, Aleksandr Sergeyeviç’in müthiş dehası ile açılan ve Lev Nikolayeviç Tolstoy ile kapanan görkemli Rus Altın Çağı’nın temelidir ve denilebilir ki hem Gogol, hem de Tolstoy; Puşkin’in açıp düzgünleştirdiği yola asfalt dökmüşlerdir. Fakat bütün dehasını rağmen Puşkin hızla gözden düşmeye başladı. Bu gözden düşme vetiresini tetikleyen en önemli unsur ise, Rus devlet aygıtının zorlamasıyla yazmak zorunda kaldığı ve Rus ordusuna övgüler dizdiği şiirleri idi. Puşkin ansızın dalkavuk ve hain oluvermişti. Puşkin bu durumu şu müthiş sözüyle özetliyordu: ‘Gözde şairler kategorisinden kendi isteğimle ayrılıyor, on yıl boyunca naçizane denemelerime gösterdiği yakın ilgiden dolayı modaya teşekkürü borç biliyorum.’

 

Otuz yaşında iken yazdığı ‘şifreli’ şiirleri yüzünden polis müfettişi Benkendorf’un acımasız takibine maruz kaldı. Puşkin aynı yıl on altı yaşındaki Natali Gonçarovna ile evlendi. Ama daha başlangıçtan itibaren evlilikte aradığını bulamayan şair, ekonomik açıdan da oldukça hırpalandı. Yüzbaşının Kızı, ölümünden sonra yayımlanan Dubrovski, Dostoyevski’ye Suç ve Ceza’yı aramağan eden Maça Kızı’nı bu dönemde yazdı. Aynı dönemde Nikolay Vasilyeviç Gogol‘e Ölü Canlar’ı öğütler. Henüz çocuk denilebilecek bir yaşta olan Natali, Rus aristokrat çevresinde kendinden geçer ve zaman zaman kocasını zor durumda bırakır. Hatta Natali, salt kocasını kıskandırmak adına birtakım faaliyetlerde de bulunur. Bu durumun olağan neticesi olarak karısının Çar hizmetinde bulunan Fransız subay Dantés ile adı çıkar. Puşkin Dantés’i düelloya davet eder, ancak düello daveti reddedilir. Puşkin bununla yetinmez, bu kez de Dantés aslında karısının kızkardeşi ile ilgilendiğini söylemek zorunda kalır. Puşkin’in dayatması ile Dantés ve baldızı evlenir ancak iki hafta sonra ayrılırlar. Bir ay sonra Puşkin’e Boynuzlular Derneği’nden bir paket gelir. Bu kesin bir tahrik idi ve Puşkin’de bu tahrike kapıldı. Dantés’in manevi babasına ağır bir mektup yazdı. Mektupta ’senin piçin, pezevenk, kocakarılar gibi çöpçatanlık yapan, adi’ gibi ifadeler cirit atmaktaydı. Ayrıca evlerine kadar giderek; ‘Bu işi halletmezsenin ikinizin de yüzüne tüküreceğim.’ dedi. Düello kaçınılmaz olmuştu ve yapıldı da. Düelloda Puşkin kasığından ağır, profesyonel bir asker olan Dantés’de göğsünden hafif biçimde yaralandı. Düellodan bir gün sonra Puşkin, otuz sekiz yaşında iken 29 Ocak 1837de öldü. O günlerde henüz rüştünü ispatlamamış olan Rus şiirinin Puşkin’den sonraki ismi Mihail Yuryeviç Lermontov, Dantés ve avanesi ile Natali Puşkin’i eleştiren ağır bir şiir kaleme aldı. Şiir; ‘Ve müthiş bir yargıç bekliyor sizleri! Onu kandıramaz altın şıkırtısı, O bilir önceden herşeyi, O zaman boşa gidecek ama, Kötülemeler; başvuracağınız, Ve tüm kara kanınızla, şairin, Haklı kanını yıkayamayacaksınız!’ dizeleriyle bitiyordu.

 

Benim yaşamım bir dramdan çok bir ağıtı andırır diyen Puşkin, şüphe götürmez bir kesinlikle Rus Edebiyatının en önemli ismidir. Ivan Sergeyeviç Turgenyev, Puşkin için ‘O hepimizin babasıdır.’ ifadesini kullanmıştır. Gogol’e göre ‘olağanüstü bir olay’, Dostoyevski’ye göre ise ‘gelecekten haber veren peygamber’dir.

Şairin ölümü

Anahtarlar: Aleksandr Sergeyeviç Puşkin    Mihail Yuryeviç Lermontov    Nikolay Vasilyeviç Gogol

 

Mikhail-lermontovAleksandr Sergeyeviç Puşkin‘in sonunu, koşullar ele alındığında ‘fazla’ trajik bulmayanlar için Rus Altın Çağı ikinci büyük şairini de, nispeten takribî koşullar altında kurban verdiğinde takvimler 1841 yılında duruyordu. Bununla birlikte Puşkin ile Lermontov’u birbirlerine yaklaştıran sadece dünyayı terk ediş biçimleri ile sınırlı kalmayacaktı. Mihail Yuryeviç Lermontov İskoç asıllı ve varlıklı bir ailenin çocuğu olarak Moskova’da dünyaya gelir. Yüzbaşı rütbesi ile ordudan emekli olan baba Yuri Petroviç Lermontov eşi Maria Lermontova’yı kaybettiğinde Lermontov henüz üç yaşındadır. Anneannesi Yelizaveta Arsenyeva tarafından bakımı üstlenen şair, eğitim hayatını da anneannesinin desteği ile sürdürür. İlk gençliğinde Rusya muazzam bir ekonomik ve siyasal keşmekeş içinde yüzmektedir ve bu kargaşanın getirdiği çok seslilik ve yine elbette Rus gelenekleri, coğrafî koşullar, serflik, süregelen anlatısal zenginlik gibi unsurlar Lermontov’un gelişimi için yararlı olmuş, ancak bu kinesis sadece sanatsal yönünde vuku bulmuştu. 1928lerde öncülü Puşkin gibi İngiliz romantik Lord Byron’un etkisi açıkça sezinlenen şiirler yazmış, on altı yaşında iken ise ilk şiiri Bahar’ı yayımlamıştır. Bununla beraber bir şiirinde açıkça Byron’a öykündüğü savından müşteki olmuştur. On sekiz yaşında iken muhafazakar bir profesörle tartışır ve fikirleri netameli bulunan Lermontov Moskova Üniversite’sinden tard edilir. Aynı dönemde İsmail Bey ve Yelkenli gibi önemli şiirlerini kaleme alır. Talihini bir kezde orduda denemeyi seçen Lermontov yirmi yaşına geldiğinde üniformasında asteğmen apoletini görecek ve Saint Petersburg’a atanacaktır.

 

Yirmi üç yaşına kadar birkaç silik edebî denemede bulunan şair, asıl çıkışını aynı yıl yaptığı bir düello sonucunda hayatını kaybeden Aleksandr Sergeyeviç Puşkin’e ithafen yazdığı Şairin Ölümü (Smert Poeta) ile yapmıştır. Şiir hem Çarlık rejimi için, hem adalet sistemi için, hem aristokrasi için hem de Puşkin’in ölümüne neden olan kişiler için oldukça ağırdır. Şiirin yankıları da bu cihette sadece dizelerle sınırlı kalmayacak, tıpkı Puşkin gibi Lermontov’da sürgüne gönderilecek, yine tıpkı Puşkin gibi Lermontov’a da sürgün için uygun görülen coğrafya Kafkasya olacaktı. Lermontov ünlü şiirinin açılışında Rus Çarı I. Nikola’dan şairin intikamını almasını yalvarıyor, kapanışında ise tümden bütün sorumlu gördüklerine kaçınılmaz bir hesap ödeme öngörüyordu.

 

lermontovHerşeye rağmen sürgün Lermontov’a da iyi geldi. Şiiri olgunlaştı ve tam bir yıl sonra hem bağışlanmış hem de ünlü bir şair olarak geri döndü. Yirmi altı yaşında iken ünlü eseri A Hero of Our Time’yı yayımlar. Aynı günlerde Fransa’nın Rusya büyükelçisinin oğlu Ernest de Barant ile araları açılır ve düello ederler. Bu düellodan doğan diplomatik baskılar genç şaire bir kere daha Kafkasya’nın yollarını açar. Çarlık Rusya’sının Şeyh Şamil ve çevresindeki Avar savaşçılarınca hırpalandığı bir dönemde Lermontov, Çeçenya’da görev yapar. Başarılı bulunur. 1840 yılının Aralık ayında şair Saint Petersburg’a affedilmiş olarak geri döner. 1841 yılının Haziran ayına kadar olan dönemde şair; yoğun olarak şiir yazar. Yaklaşık bir ay sonra bir davette iken yaptığı şakayı ağır bulan Nicholas Martynov ile arası açılır. Düello şairin kapısını bir kere daha çalmıştır. Temmuz’un 27’sinde sabahın altısında yapılan düellodan yirmi altı yaşındaki genç şair Lermontov sağ çıkamaz.

 

Ordudaki Lermontov’u yürekli olarak tavsif etmek mümkündü, gel gelelim şairin cesareti sanatına da yansımıştır. Henüz Moskova kıyımı bütün dehşetiyle ortada dururken, hem erk aygıtını hem de Avrupa monarşilerinde her daim sağlam bir konumda bulunan aristokrasiyi gözünü kırpmadan eleştirebilmişti. Bununla beraber, halk tarafından fazla benimsenmeyen yönetim biçimlerinde; yönetimce tasvip edilmeyen şahısların ters oranla halk gözünde yüceldikleri de bir gerçek. Ve son olarak oldukça erken bir yaşta ölmüş olması da Lermontov’un ününü bir parça daha yukarıya sıçratan unsurlar arasında sayılabilir. Ancak elbette hiçbiri, adım başı bir edebî dehanın durduğu Rus Altın Çağı’na Lermontov’un şiiriyle vurduğu damgayı yadsıyamaz.

 

Lermontov’un şiirlerinde coşkulu anlatım, tabiat geçişleri, yaşama sevinci ve kader algısı içiçe geçmiştir. Kafkasya’da geçirmiş olduğu dönemlerin bir neticesi olarak bu coğrafyaya tutkun olan şair ayrıca, Kafkasya Şairi olarak da anılır. Kafkasya’nın Rus Altın Çağını bütün içtenliğiyle emzirdiğini de, bu noktada, belirtmekte yarar var. Lermontov; Puşkin ve Gogol‘le birlikte dönemim troykası olarak anılır.

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir