Anasayfa / Edebiyat / GELENEKSEL TÜRK TİYATROSU

GELENEKSEL TÜRK TİYATROSU

Köy Seyirlik Oyunları

Daha çok taklide dayanan, eski dinlerin ve köy hayatının izlerini taşıyan oyunlardır. Basit makyaj ve kostümlerle sergilenen bu oyunlardan bazıları sözsüz olup "samıt" veya "lal" olarak adlandırılır ve kimin tarafından düzenlendiği bilinmez. Erkek topluluklarında oynananlarda kadın rollerini de erkekler üstlenmekte, ancak kadınlar arasında oynananlarda erkek bulunmamaktadır. Bazılarının güldürme amacına yönelik olmasına karşılık içlerinde acıklı konulan işleyenler de vardır. "Arap Oyunu", "Deve Oyunu",”Delikızın Kocaya Gitmesi.”, “Elti Döğüşü” bunlardan bazılarıdır.

Gölge Oyunu

Türk tiyatrosunda deriden kesilmiş bazı şekillerin (insan, hayvan, bitki, eşya, vb.) arkadan ışık verilerek beyaz bir perde üstüne yansıtılması temeline dayanan gölge oyunu."Gölge oyunu"nun bazı kaynaklara göre ilk olarak Çin’de, bazı kaynaklara göre de Hindistan’da ortaya çıktığı ileri sürülmektedir. XII. yy’dan sonra Doğu İslâm dünyasında görülmeye başlanan gölge oyununun, Türklerde ne zaman ortaya çıktığı kesin olarak bilinmemektedir. Bazı araştırmacılara (sözgelimi, Georg Jacob) göre, Çinlilerden Moğollara, Moğollardan da Türklere geçmiştir. Anadolu’da ne zaman ortaya çıktığı konusunda da çeşitli görüşler vardır: Evliya Çelebi’ye göre Türk gölge oyununun başlıca kahramanlar Karagöz ile Hacivat, Anadolu Selçukluları döneminde yaşamışlar, bunların arasındaki tartışmalar ve çekişmeler “hayali zıll"a (gölge oyunu) koyulup oynatılmıştır. Halk ve karagözcüler arasındaki inanışa göre de, Karagöz ile Hacivat, XIV. yy’da Bursa’da yaşamışlardır. XVI. yy. Osmanlı dünyasında, ramazan ayında kahvelerde, başka zamanlarda da saraylarda, konaklarda ve evlerde yapılan eğlencelerde karagöz, başlıca eğlentiler arasında yer almış, XX. yy’ın başına kadar etkinliğini sürdürmüş, cumhuriyet döneminden sonra gerileyerek, yerini tiyatro ve sinema almıştır. Ama günümüzde de bazı eğlentilerde, özellikle de sünnet düğünlerinde, klasik ya da modern karagöz, oyunlarına hâlâ yer verilmektedir. Çeşitli karagöz oyunları sahneye, televizyona baleye uyarlanmakta, sergiler açılmakta, karagöz oyunu yarışmaları düzenlenmektedir. Karagöz, 1 m x 1,20 m boyutlarında beyaz bir perdenin gerisinde oynatılır. "Ayna" adı da verilen bu perdenin arkasında, aydınlatmak amacıyla mum ya da elektrik lambaları yakılır. Perdede oynatılan ve "tasvir" denilen şekiller, genellikle deve derisinden, 35-40 cm boyunda yapılır; kökboyası ile boyanıp, bir değneğe geçirilerek perdede oynatılır. Oyun sırasında hayalciye (karagöz oynatıcısı) "yardak" adı verilen kişi yardım eder; tef çalıp, taklitlerin şarkılarını söyler ve tasvirleri sırası geldikçe hayalciye verir. Karagöz oyunu dört bölümden oluşur: Giriş, muhavere, fasıl, bitiş. Oyun başlamadan önce perdeye ağaç, fıskiyeli havuz, zümrüdüanka gibi süsleri gösteren tasvirler ("göstermelik" adı verilir) yerleştirilir. Girişte, Hacivat bir semai söyleyerek perdeye gelir. "Hay Hak" diye seslenip, bir perde gazeli okur. "Yâr bana bir eğlence" diye seslenince de, perdeye Karagöz gelir ve kavgaya tutuşurlar. Muhavere bölümü, asıl oyunun konusuyla ilgili değildir. Çeşitli nüktelerle Hacivat ve Karagöz’ün atışmalarından oluşur. Fasıl, oyunun asıl bölümüdür; bu bölümde oyuna, kendi kılık, şive ve kişilikleriyle başka kişiler (Çelebi, Zenne, Beberuhi, Tuzsuz Deli Bekir, Acem, Arap, Laz, Kürt, Yahudi, vb.) de katılır. Bitiş bölümü de, Karagöz ile Hacivat’ın kavgasıyla son bulur. Karagöz ve Hacivat’ın tasvirlerinin perdeden çekilmesinden sonra, mum söndürülür. Araştırmacılara göre, karagöz oyununun klasik dağarcığı 28 oyundan oluşmaktadır. Eldeki "karagöz oyunları, "eski tip karagöz oyunları" (Abdal Bekçi, Fer¬hat ile Şirin, Yalova Sefası, Canbazlar, vb.) ve "yeni tip karagöz oyunları" (Aşçılık, Bakkal, Hançerli Hanım, Ortaklar, Karagöz’ün Fotoğrafçılığı, Karagöz Dans Salonunda, vb.) diye iki bölümde toplanmaktadır. Her dönemde yeni karagöz oyunlarının ortaya çıktığı da bir gerçektir. Karagöz oyununun önde gelen özelliği, bir güldürü olmasıdır. En acıklı konular bile, karagöz oyunlarında komedi havası içinde işlenir. Karagöz oyunlarının temel özelliklerinden biri de, toplumsal bir yergi niteliği göstermesidir. Eski ve yeni tip pek çok karagöz oyununda, bazı tutumlar, önemli kişiler ya da olaylar, bazen üstü kapalı olarak, bazen de açıkça yerilir. Karagöz oyunlarının başlıca kişileri olan Karagöz ile Hacivat bile, niteleyici özellikleriyle yergi kapsamındadırlar.

Ortaoyunu

Geleneksel Türk Tiyatrosunda dört yanı seyircilerle çevrili bir alanda, herhangi bir yazılı metne bağlı kalınmadan doğaçlama oynanan komedi türünde seyirlik oyundur. Ortaoyunu bir tuluat oyunudur. Belirli bir yazarı, yönetmeni yoktur. Oyunlar, ustadan çırağa geçe geçe ortaklaşa nitelik taşıyan konulardan seçilir. Oyuncular, rollerini tam bir serbestlik içinde oynarlar.

Ortaoyunun belirli bir yapısı da yoktur. Çayırlarda, avlularda oynanabilir. Dekor olarak da yalın bir görünümü vardır: Oyunun oynandığı yerde ev, hamam, vb. olarak kullanılan birkaç kanatlı bir kafes ya da paravana ("yeni dünya"); işyeri olarak kullanılan iki kanatlı bir kafes ya da paravana (dükkân); erkek seyircilerin oturduğu bir bölüm (mevki); kadın seyircilerin oturduğu bir bölüm (kafes); seyirciler ile oyun yerini ayıran bölüm(parmaklık).

Ortaoyunu dört bölümden oluşur: Giriş; muhavere  (arzbar, tekerleme); fasıl; bitiş. Oyun müzikle başlar. Çalgılar zurna ve çiftenaradan oluşur (zaman zaman ince saz takımı da kullanılmıştır). Girişte, zurna, pişekâr havası çalar; pişekâr, elinde paskalla (şakşak) ortaya gelip, oyunu açar. Muhaverede zurna, kavuklu havası çalar ve kavuklu ile kavuklu arkası ortaya gelirler. Muhavere iki bölüm içerir: Bunlardan arzbarda, pişekâr ile kavuklu çekişirler ve sonunda birbirleriyle tanıdık çıkarlar; tekerleme bölümünde, kavuklu bir tekerleme söyler ve başından geçen bir olayı anlatmaya başlar. Bu aşamada iki söz ustası (pişekâr ile kavuklu), çeşitli söz oyunlarıyla yarışırlar; sonunda bu anlatılanların bir düş olduğu ortaya çıkar. Fasıl bölümünde bir olay temsil edilir. Bitişte pişekâr, seyirciden özür dileyerek, gelecek oyunun adını ve oynanacağı yeri bildirir, seyirciyi selamlar ve öbür oyuncularla alandan çıkar; zurna bitiş havası çalar.

Ortaoyununda yer alan başlıca kişiler şunlardır: Pişekâr (karagöz oyunundaki Hacivat’ın karşılığıdır; oyunu açar, yürütür ve bitirir; elinde bir pastal ya da şakşak bulunur, bununla ya çeşitli eylemlerdeki [sözgelimi kapı açmak, kapatmak] sesi çıkarır ya da oyuna yön verir); kavuklu (karagöz oyunundaki Karagöz’ün karşılığıdır; oyunun baş komiğidir); çelebi (mal mülk sahibi, mirasyedi, züppe, zampara bir kişiyi simgeler); zenne (kadın kılığına girmiş bir erkektir; ya eş ya kapatma ya da orta malı durumundadır; bazen tek başına, çoğunlukla da ötekilerle ortaya çıkar). Öbür tipler arasında da tuzsuz, matiz, sarhoş, külhanbeyi, efe, cüce ve kambur, denyo, taklitler (taşralılar [Anadolulu, Rumelili]; müslüman azınlıklar [Kürt, Arnavut, Acem, Arap]; müslüman olmayan azınlıklar ve yabancılar [Yahudi, Ermeni, Rum, Frenk]) sayılabilir.

Ortaoyununun hangi tarihte ortaya çıktığı tam olarak bilinmemektedir. Ama XIX. yy’ın ikinci yarısı ile XX. yy’ın ilk çeyreğinde kesin biçimini almıştır. Tarihsel gelişmesi içinde "kol oyunu", "meydan oyunu", "zuhuri" (zuhuri kolu) gibi çeşitli adlar verilmiş olan ortaoyununun doğuşu konusunda da çeşitli söylentiler vardır: Bazı ortaoyuncuları, ortaoyununun Kanuni Sultan Süleyman döneminde, Süleymaniye’deki tımarhanede akıl hastalarının tedavisi için oynanan oyunlardan kaynaklandığını ileri sürerler. Ortaoyununun karagözden doğduğunu söyleyenler de vardır. Bazı Batılı incelemecilere göreyse, karagöz ile ortaoyununun oluşumunu eski Yunan ve Latin mimleri ile İtalyan halk komedyası"commedia dell’arte" etkilemiştir. Gerçeğe en yakın yaklaşıma göreyse, Osmanlı-Türk toplumundaki çeşitli eğlencelerde görülen bazı öğeler (müzik, dans, muhavere, taklit, temsil, vb.), zamanla değişerek ve gelişerek "ortaoyunu" adı verilen türü ortaya çıkarmıştır. Batı tipinde tiyatro türünün gelişmeye başladığı dönemde, "perdeli ortaoyunu" denemesi yapılmış, Kavuklu Hamdi, Aksaray’da bu amaçla "Hayalhanei Osmani Kumpanyası" adıyla bir tiyatro kurmuş, onu, başka topluluklar da izlemiştir. Ne var ki, XX. yy’ın ilk çeyreğinde, ortaoyunu Batı örneği ilk tiyatrolarla rekabet edemediği için ortadan kalkmaya başlamıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında Osman Cemal Kaygılı, Fikret Adil ve arkadaşlarının kurdukları "Ortaoyununu İhya Cemiyeti" de bu konuda yeterince etkili olamamıştır. Günümüzde, ortaoyunundan yararlanma çalışmaları yapılmaktadır.

Hareketlere değil, sözlere (daha doğrusu söyleşmelere) dayanan, niteliği yönünden bir "soyut tiyatro" örneği olan ortaoyununda ün yapmış başlıca sanatçılar arasında Sepetçi Ali Rıza, Asım Baba, Attar Şükrü Efendi, Kör Mehmet Efendi, Kavuklu Hamdi, Pişekâr Küçük İsmail Efendi, Naşit ve İsmail Dümbüllü sayılabilir

Meddah

Kahve v.b topluma çık yerlerde, öyküleri dramatize eden sanatçılara verilen ad. Meddahların sanatına “meddahlık” adı verilir. Geleneksel Türk seyirlik sanatlarının en önemlilerinden biri olan meddahlıkta, meddah, anlatım, seslendirme ve hareketleriyle tam bir oyuncu kimliğindedir.

Hareket ve taklitle öykü anlatma sanatının, çok eski bir geçmişi vardır. İlkel kabilelerde bile örneklerine rastlanır. Ama öykü anlatma sanatı, özellikle Asya ülkelerinde (Hindistan, Çin, Orta Asya ve Güney Asya ülkeleri) gelişmiştir. Bununla birlikte, Batı ülkelerinde de benzer örnekleri görülmektedir.

Önceleri bütünüyle dinsel bir nitelik gösteren meddahlık, Türklere Araplardan geçmiştir. Araplarda, peygamberin ve yakınlarının övgüsünü yapan meddahın, İslâm kültüründe önemli bir yeri vardır.

Orta Asya Türklerinin yarı şaman durumunda olan ve "bakşi" adı verilen öykücüleri, daha sonraları "ozan" adını alarak, halk arasında kahramanlık öyküleri, masallar, efsaneler, bir süre sonra da kendi çevrelerinde olup biten güncel olayları yansıtan öyküler anlatmışlardır. Bu sanatçılar, Anadolu Selçukluları döneminde Arap meddahlarıyla yakın bir etkileşme içine girerek, başlangıçta halifelerin, padişahların övgücüsü olmuş, sonraları yalnızca öyküler anlatan sanatçılara dönüşmüşlerdir. Bu arada İstanbul’da yetişen meddahlar, Anadolu meddahlarından oldukça farklı bir yön izleyerek, gerçekçi öyküleri, mizah çerçevesi içinde başarılı bir biçimde sunmayı bilmişlerdir.

Türk meddahı, gerçekçi bir mizah ustasıdır. Öyküsünü anlatırken tipleri (Acem, Anadolulu, Çerkez, Arnavut, Yahudi, vb.) kendi ağızlarıyla konuşturur. Elindeki sopasıyla döşemeye vurup oyunun başladığını bildirir ya da kapının çalındığını haber verir. Sopasını tüfek, saz yerine kullandığı da olur. Omzuna attığı ya da boynuna doladığı mendille de çeşitli başörtülerini, başlıkları taklit eder (bazı meddahlar, sopa ve mendil kullanmadan öykülerini anlatmışlardır).

Meddah, anlatacağı öyküleri çeşitli kaynaklardan seçer. Bunlar arasında halkın arasında yaşanmış önemli olaylar, kendi gördüğü, yaşadığı, duyduğu olaylar, tarihsel olaylar, destanlar, masallar, menkıbeler bulunur. Öyküsünü oluşturan meddah, bunu belirli bir sırayla sunar. Önce "Hak dostum" diye söze başlar, sonra kişileri tanıtır. Üçüncü bölümde, olaylar dizisinin anlatımına geçer. Son bölümde de genellikle "kıssadan hisse" verir.

 

 

Orta Oyunu’nun, “Meydan oyunu” ve “Kol Oyunu” dan geçerek varmış olduğu son şekil; konuları, oyunların dramatik yapısı, oyun tarzı, komik unsurları ve tipleri ile Karagöz’ün Perde’den meydan’a inmiş şeklinden ibarettir.

 

Karagöz repertuvarındaki bütün oyunlar, -birkaçı istisnâ edilirse -Orta oyunu repertuvarına geçmiştir. Geçememiş olanlar hayâl perdesinin imkânlarına göre hazırlanmış olup da, sahneye uygulanması güç olan oyunlardır.

 

Oyunların dramatik yapısı ve temsil tarzı da birbirinin aynıdır. Bir Karagöz oyunu; (Mukaddime- Muhâvere -Fasıl) olarak üçe, Orta oyunu ise; (Muhâvere – tekerleme- Oyun’nun esâsının hazırlanması -taklîdler.) olarak dört kısma ayrılırlar. Karagözün “mukaddime”si, daima Hacivat ile Karagöz’ün kavga etmesi ile biter. Orta Oyunun Karagöz’ün “mukaddime” kısmına tekâbül eden “muhâvere” sinde ise, Pişekâr ile Kavuklu, birbirini tanımayan iki kişi olarak geldikleri (meydan) da tanışırlar ve genellikle çocukluk arkadaşları oldukları anlaşılır. Karagöz oyununun ikinci kısmı olan “muhâvere” nin Orta Oyunu’ndaki karşılığı “tekerleme”dir.

 

Dil, dialog yapısı ve terimler de her iki oyunda müşterektir. Basit bir dil, bir halk Türkçesi ile konuşan tipler, mûhavere (diyalog) esâsına göre daimâ iki kişi olarak karşı karşıya bulundurulurlar. Hayâl oyunu (Karagöz) tek bir san’atkâr tarafından idâre edildiği cihetle perdede en fazla iki tasvir’in gösterilmesi ve konuşturulması kaabildir, “diyalog” zarûreti bunun neticesi olarak kendiliğinden ortaya çıkar.

 

Orta Oyunu’nda, (sahne, dekor ve çok sayıda aktör gibi….) tamamiyle mevcut şartlara ve mevcud imkâna rağmen “dialog”sisteminin, Karagöz’deki gibi bu oyunda da devam etmesi ancak Karagöz tesîri altında yerleşmiş bir gelenek olarak vasıflandırılabilir.

 

Karagöz ve Orta Oyunu san’atkârlarının argo’su içinde bulunan terimlerin çoğunun “çingenece” den geçmiş olmaları husûsu ise, “Karagöz” tipi’ ne izâfe edilen Çingene’lik vasfı veyâ aslen Çingene olan bâzı san’atkârların kendi dillerinden alınma terimleri kullanma arzûları ile bir dereceye kadar izah edilebilir.

 

Bu iki kaynaktan, Çingene san’atkârların mevcûdiyetini kat’î olarak öğreniyoruz ki, böyle olunca, oyuncu argosu’na çingenece kelimelerin sızması tabiîdir.

 

Orta Oyunu ve Karagöz’de esas ve tâlî şahsîyetlerin (tiplerin) benzerliği; Karagöz oyunu’nun “Hacivat” ve “Karagöz”’den ibâret iki önemli tipine karşılık, Orta Oyunu’da “Pişekâr” ile “Kavuklu” vardır. Kârakter bakımından her iki oyunun esas tipleri olan “Kavuklu” ile “Karagöz” ve “Hacivat” ile “Pişekâr” bütün husûsiyetleri ile tamamiyle birbirinin aynıdır.

 

“Karagöz” ve “Kavuklu”, birincisi perdede, ikincisi meydanda olmak üzere halk tabakası’nın temsilcisidirler. Her ikisinde de hudutsuz bir açık yüreklilik, riyâsız bir samimiyet ve sâdece görünüşte kalan bir vurdumduymazlık, bir bilmezlikten gelme hâli vardır. Her ikisi de “aptalca” olduğu kanısını uyandırmakta özel bir maksat güden, kurnaz bir câhil tipini temsîl ederler. Bu son özellikleridir ki; “Pişekâr” ın ve “Hacivat” ın bütün entrikalarını bozar, hîlelerini ortaya çıkarır, yüzlerine vurur, onlarsa (Pişekâr ve Hacivat) düşündüklerini hissettirmeyen, temkinli, oldukça okumuş, biraz ukalâ, saf halk tabakasını kandırıp, istismâr eden ve onunla eğlenen birer hîlekâr örneğidirler.

 

“Karagöz” ve “Kavuklu” katıksız, arı bir halk dili ile konuştukları halde, “Hacivat” ve “Pişekâr” tumturaklı, anlaşılmaz, bâzan “manzûm” ve “kafiyeli” sözlerle süslenmiş bir Türkçe ile konuşurlar. Bâzı oyunlarda palanga’ya gelen Zenne’leri, Pişekâr beyit okuyarak karşılar.(6) Zenne’ler de ona, bir başka beyit ile karşılık verirlerse, buna “müşâare” yapmak denir.

 

“Pişekâr” ve “Hacivat”ın sun’iliğine karşılık, “Kavuklu” ve “Karagöz”ün tabiîliği, muâşeret âdâbına vukufları yanında, diğerlerinin bilgisizliği, mûsiki ve edebiyâttaki malûmatlarına karşılık, berikilerin cehâleti bu iki tipin ayrıldıkları en belirli husûslardır.

 

“Hacivat” ve “Pişekâr”ın, gûyâ ağırbaşlı, hesaplı davranışlarına, akl-ı selîmlerine karşılık, “Karagöz” ve “Kavuklu” nun saf, delişmen yaradılışlarına patavatsızlıkları da eklenince, perde ve meydan halkı tarafından aslâ itibâra lâyık görülmez olurlar. Bununla berâber, cehâletlerine rağmen sağduyuları bâzan öylesine kuvvetlidir ki, alt edilmesine imkân yoktur.

 

1-Aslî Tipler;

Karagöz

Hacivat

Tuzsuz Deli Bekir.

Altıkulaç Beberûhi.

Kınapzâde. (Çelebi)          

 

2-Lehçe Tipleri;

Acem.

Arab.

Yahudi.

Ermeni.

Frenk.

Lâz.

Kastamonolu.

Arnavut.

Zeybek.        

 

3-Marazi Tipler; (Pathologique.)

Kekeme.

Tiryâki

Esrarkeş.

Serhoş.

Deliler.

Köçek.

Kötürüm.

 

4- Kadınlar ve Çocuklar.

(Rumelili, Kürt, Kayserili, Tatar, Külhânbeyi) gibi bâzı tiplerin (tasnif) e alınmamış olması itibâriyle bu sıralama eksik ve (köçek) in Patalojik tipler arasında sayılması ile, (Beberûhi) nin bu bölümde zikredilmemesi sebebiyle de yanlıştır.

 

Sabri Esat Siyavuşgil, kendi tasnifinde “Karagöz” tiplerini üç büyük bölümde topluyor;

1-Mahalle ünitesi;

Karagöz.

Hacivat.

Çelebi.

Zenne.

Tiryâki.

Beberûhi.

Serhoş.

Külhânbeyi.

Tuzsuz.

2-Dışarlıklı Türkler;

Rumelili.

Kastamonulu.

Bolulu.

Kayserili.

Aydınlı.

Trabzonlu.

Harputlu.

Tatar. 

 

3-İmparatorluk Tipleri;

Arab.

Arnavut.

Yahudi.

Ermeni.

Rum. (Tatlısu frengi.)

 

“Karagöz” tiplerinin büyük ekserîyetinin Orta Oyunu’na geçerken hiçbir değişikliğe uğramamalarına karşılık, bâzılarının şekil, (Denyo) bâzılarının isim, (Matiz) bâzılarının da karakter (Ermeni) değişikliklerine uğradıklarını görüyoruz ki bu değişmelerin en akla gelen sebebi; tip karakterinin eskimesi ve yerine daha yeni ve daha gerçek bir karakterin getirilmesi ihtiyâcıdır.

 

Hayâl Oyunlarında aptal bir mahalle çocuğu tipi vardır; Karagözcü argo’sunda “Pişboş” denilen ve “Altıkulaç Beberûhi” nâmı ile tanınan bu tip, lâkabından da anlaşılacağı üzere, Orta Oyunu’ndaki “Kavuklu arkası” gibi bir cücedir. Ancak, karakter itibâriyle, Hayâl Oyun’ndaki Beberûhi, Orta

Oyunu’nda “Denyo” ya tekabül eder.

 

“Matiz” ise, Hayâl Oyunlarında “Mandıralı Tuzsuz Deli Bekir” diye bilinen belâlı tipin karikâtürü olup, Orta Oyunu’na “Matiz=Serhoş” nâmı ile geçmiştir.

 

 “Karagöz” “Orta Oyunu’nun diğer bir müşterek yanı; iki oyunun da müzik eşliğinde oynanmasıdır. Hep tip, perde’ye veyâ palan’ya gelmeden önce, kendine mahsûs bir parça çalınması, bir an’ane olarak her iki türün geleneğine yerleşmiştir.

 

Karagöz’le Orta Oyunu’nun mevcûd bütün müşterek taraflarına ve Orta Oyunu’nun Karagöz’den çıktığı husûsunun çok açık olmasına rağmen Orta Oyunu, Karagöz’ün sâdece meydanda tekrarlanmış bir şekilden ibârettir değildir. Hayâl Oyunu’nun küçük perdesine, cansız tasvîrlerine ve seyirciye olan zâhirî uzaklığına karşılık Orta Oyunu, onun boyut verilmiş, canlandırılmış ve seyirci ile çevrelenerek, adetâ seyircinin de oyuna iştirâki istenmiş ve temîn edilmiş bir şeklidir.

 

Ortaoyunu’nun Kavuklu Hamdi, Küçük İsmail, Abdürrezzak gibi ustalar eliyle geliştirilmiş biçimine dayanarak verilecektir. Bu gelişme XIX. yüzyıl boyunca bir yandan olurken, Batı tiyatrosunun da Türkiye’ye yerleşmesi aynı yıllara rastladığı için, burada Ortaoyunu’nun gelişmesini zorlaştıran bir durum doğmuştur. Bu konuyla ilgili çağın tartışmalarını aşağıda vermek üzere, Ortaoyununun, bir yandan kendi gelenekleri ve kuralları içinde gelişirken, bir yandan da Batı tiyatrosunun etkisinde gösterdiği değişime de değinmek yararlı olur.

 

Bu etkilenme ve değişim sonunda Ortaoyunu ile Batı tiyatrosunun kaynaşmasından ortaya çıkan Tuluat tiyatrosunda bu oyun son biçimini alacaktır. Ortaoyuncular Batı tiyatrosunun en çok sahnesine ve perde-sine özeniyorlardı. O sırada Güllü Agob tiyatrosuyla ilintili bir karikatürde Güllü Agob’un tiyatrosuna "perdeli ortaoyunu" denilmiştir. Nitekim "perdeli ortaoyunu" deyimi tuttu. Geçen yüzyılın sonlarında Edirnekapı dolaylarında bir tiyatronun yöneticisi Arif Efendi, tiyatrosuna ilanlarında "Perdeli Zuhuri Kolu" adını vermişti. Nitekim Tuluatçılar ve Ortaoyuncular da bu deyimi benimsemişler, "perdeliye çıkmak" deyi¬mi yerleşmiştir. Geçen yüzyılın sonlarına doğru Kel Hasan’ın Tuluat tiyatrosundan söz açılırken şöyle söyleniyor: Zuhuri Kolu’na bir perde ilave ederseniz bu tiyatro göz önüne gelir.

 

Güllü Agob Türkçe ve müziksiz oyunlar oynamak üzere hükümetten imtiyaz almış ve tekel kurmuştu. Ortaoyuncuları daha çok yazlık açık yerlerde oynuyorlar; kışın çoğu kez tesbihçilik, usturacılık, terlikçilik gibi işlerde çalışıyorlardı. Kavuklu Hamdi de Güllü Agob tiyatrosunda çalışıyordu; Zuhuri Kolu’nun Kavuklusu Kör Mehmet ölünce, topluluğun başına geçti. İstanbul’da yayınlanan Levant Herald gazetesinin 5 Ekim 1875 tarihli sayısı, Zurikolos (Zuhuri Kolu) topluluğunun başında olan Kavuklu Hamdi’nin Aksaray’da açılan bir tiyatroda Moliere ve benzeri oyunlar oynadığını, tiyatronun içinin iyi donanmış olduğunu, bir sıra locasının bulunduğunu, 300 kişi alabildiğini bir de İtalyan orkestrasının temsillere katıldığını, erkeklerin kadın rollerine çıktığını yazıyor.

 

Bir başka yazıdan bu tiyatronun Aksaray’da Yeşiltulumba’da bir süpürgeci dükkanının yanında yapıldığını, Hamdi Efendi yönetiminde olduğunu ö

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir