Fyodor Mihayloviç Dostoyevski 1821 yılında Moskova’da, daima sarhoş gezen bir baba ve sürekli hasta olan bir annenin oğlu olarak dünyaya gelir. On beş yaşında annesini, on sekiz yaşında babasını kaybeden yazar; ilk romanı İnsancıklar’ı henüz yirmi beş yaşında iken yayımlar. İnsancıklar, Rus edebiyatındaki radikal geleneğin babası sayılan ve Lermontov, Puşkin, Tolstoy çalışmalarıyla Rus eleştiriciliğinin temelini atan Vissarion Belinski tarafından övülür, geleceğin büyük yazarı olarak taltif edilir ve Dostoyevski, dönemin Rus Edebiyatı çevresinde hatırı sayılan bir eleştirmen olan Belinski’den aldığı bu destek ile birden ünlenir. Ancak girdiği bu yeni çevreye (Edebiyat-Sosyete-Sanatçı Çevresi) ayak uyduramayan yazar, İnsancıklar’dan sonraki eserlerinde aynı etkiyi uyandıramaz. Özellikle Beyaz Geceler’i başarılı olmasına karşın, Dostoyevski Belinski’nin de desteğini yitirir. Yirmi sekiz yaşında, Çarlık karşıtı bir gruba üye olması nedeniyle tutuklanır ve idama mahkum edilir. Namlunun ağzındadır ve idam mangasını komuta eden subayın “Ateş!” emrini beklemektedir. Fakat “Ateş” emrinden önce Çar’ın affı yetişir. Son anda ölümden dönmesi Dostoyevski’nin ruhunu müthiş şekilde hırpalar. Otuz sekiz yaşında iken çıkardığı Vremya dergisinde Sibirya’daki sürgün hayatını yansıttığı Ölüler Evinden Hatıralar’ı yayımlar. Yer yerinden oynar. Çağdaşları Lev Nikolayeviç Tolstoy ve İvan Sergeyeviç Turgenyev, Dostoyevski’yi hararetle överler. Ancak Vremya Çarlık tarafından kapatılır. Kırk üç yaşında iken, bu kez de Epoha’da Yer Altından Notlar’ı tefrik eder. Aynı yıl karısı ve Epoha’yı beraber çıkardıkları kardeşini yitirir. Epoha iflas eder. Dostoyevski neredeyse uçan kuşa borçludur. Maddi sıkıntılar onu bir kumara iter. Zamana bağlı olarak bir yayıncıdan roman yazması karşılığında para alır. Bu kumar sonunda, sadece yirmi yedi gün içinde Dostoyevski müthiş eseri Kumarbaz’ı tamamlar. Aynı yıl Suç ve Ceza’yı da bitirir. Dostoyevski’nin ünü artık Rusya dışına da yayılmıştır. Kırk sekiz yaşında Budala’yı, elli bir yaşında Ecinniler’i elli dört yaşında ise Delikanlı’yı tamamlar. Dostoyevski altmış yaşında iken dünyanın en iyi ikinci romanı olarak kabul edilen Karamazof Kardeşler’i bitirir. Aynı yıl Saint Petersburg’da ölür.
Sibirya’da 4 yıl ağır hapse ve 4 yıl askerlik yapmaya mahkum edildi. Sibirya’daki cezaevi günlerinde birlikte yaşadığı mahkumları gözlemleyerek Rus halkını daha yakından tanıma fırsatı buldu. Ancak zor koşullar nedeniyle sara nöbetleri geçirmeye başladı. Bu rahatsızlığın etkileri de birçok eserine yansıdı.
Günümüzde de en çok okunan yazarlar arasında yer alır. Eserlerinde iki dünya savaşı arasında yaşayan bir kuşağı rahatsız eden ahlaksal, dinsel, siyasal konuları etkileyici bir dil ve ustalıkla dile getirdi. Gözlemlerinin keskinliği, ayrıntılara verdiği önem, karmakarışık yaşamından çıkardığı sağlam karakterleri ve roman kurgulamadaki ustalığıyla Avrupa’da ve ülkesinde kendisinden sonra gelen hemen tüm yazarlar üzerinde etkili oldu. Batılı ülkelerin edebiyat ve düşün yaşamında önemli bir rol oynadı. Varoluşçuluk akımının temel kaynaklarından biri sayılır.
Fyodor Mihailovic Dostoyevsky Suç ve Ceza, Dostoyevski’nin en ünlü eseridir. Bununla berabar Suç ve Ceza yaşamı boyunca Dostoyevski’nin özgünlüğünü savunması gereken yegane eseri olmuştur. Turgenyev’e göre eser Marquise de Sade’ındır. Bundan maada, bir çok çağdaşına göre ise, Suç ve Ceza; Aleksandr Sergeyeviç Puşkin’in Maça Kızı adlı hikayesinden üretilmiştir. Gelgelelim Dostoyevski’nin Turgenyev‘le arasını açan tek sebep bu olayla sınırlı kalmamıştır. Tolstoy’dan farklı olarak hem Dostoyevski hem de Turgenyev küçük burjuva sınıfından gelmekteydiler. Ancak Dostoyevski panislavist, Turgenyev ise batıcı idi.
Suç ve Ceza’nın ana kahramanı, eski bir üniversite öğrencisi olan Rodyan Romanoviç Raskolnikov’dur. Yoksul düşmüş bir öğrenci olan Raskolnikov, toplumun yararına olacaksa kuralların, kanunların çiğnenebileceği düşüncesinden hareketle bir cinayet işlemekte; yaşaması için hiçbir neden görmediği bir tefeci kadını öldürmektedir. Bu cinayet çerçevesi içinde “Suç” ve “Ceza” kavramları derinlemesine tartışılmaya başlanır. Raskolnikov ve yaşamları en az Raskolnikov’unki kadar ikilemler, iç çatışmalar üzerine kurulmuş diğer karakterler aracılığıyla toplumsal, ahlaki, dini değerler de derinlemesine irdelenir…
Raskolnikov maddi olanaksızlar nedeniyle üniversiteyi bırakmış, birçok yere borcu olan; bununla beraber kendisini annesine ve kız kardeşine ispatlamaya çalışan genç bir adamdır. Dostoyevski, Raskolnikov’un ve Saint Petersburg’da yaşayan insanların yoksulluğunu işlerken, dönemin iktisadi yaklaşımlarını da, örneğin John Stuart Mill’in ekonomik refah için bireysel bencilleşmeyi öneren kuramını “İnsanın dünyada gideceği bir yer olmalı” diyen emekli bir memurun (Semyon Zaharoviç Marmeladov) ağzından eleştirir. Bu yaklaşımıyla Dostoyevski, Turgenyev’e yaklaşır.
Romanın çıkış noktası, Raskolnikov’un, kendisinin de borçlu olduğu bir tefeci kadını (Alyona İvanovna), kendince gayet haklı sebeplerle öldürmesidir. Ancak cinayet anına değin her şey anlaşılmaz bir tesadüfler zinciri içinde gelişir ve bu tesadüf zinciri okura, Dostoyevski’nin zekası hakkında yeterli ipucunu verir. Ancak bu tesadüf zinciri içindeki bir halka Raskolnikov’un zararınadır. Bu halka, tefecinin ona zulmetmesi nedeniyle tefecinin ölmesi için geçerli nedenlerden birini de oluşturan tefecinin kız kardeşinin de (Lizaveta İvanovna) Raskolnikov tarafından öldürülmesidir.
Bu cinayet Raskolnikov’un yazdığı ve fakat daha sonra unuttuğu, polis müfettişi (Porfiriy Petroviç) ile yaşadığı bir tartışmada müfettişin bahsettiği bir makalesinden dayanak bulmaktadır. Raskolnikov’a göre iki farklı insan sınıfı bulunmaktadır. Bunlar sıradan insanlar grubu ve sıradışı insanlar grubudur. Sıradışı insanlar sınıfı içinde Raskolnikov; Caesar, Napoléon ve Hz. Muhammed gibi isimleri zikretmektedir. Bu insanlar sıradan insanlara oranla daha büyük acılar çekmişler ve bu acılar sayesinde sıradanlıktan çıkmışlardır. Raskolnikov, toplum için hiçbir fayda üretmeyen, bilâkis topluma zararı dokunan, insanların düşkünlüğünü kullanıp servet edinen, kendi öz kardeşini kullanmaktan dahi çekinmeyen bir kadını, ihtiyar tefeciyi öldürürken kendisine göre gerçekten geçerli nedenleri vardı. Bu sebeple Raskolnikov, Alyona İvanovna’yı öldürmesini hiçbir zaman cinayet olarak nitelemedi. Evet bunun için pişmanlık duydu ama onu cinayet olarak tavsif etmedi hiçbir vakit. Ancak yine bir tesadüf sonucu ortaya çıkan ve Raskolnikov’u birden geleceğin bilim adamı sınıfına sokan makalesi, bir yerde O’nun için sonun başlangıcı da olabilirdi. Oldukça zeki bir adam olan polis müfettişi de Raskolnikov’a şu soruyu sormaktan kendisini alamaz: “Mademki böyle düşünüyorsunuz o zaman siz kendiniz günlük bir başarısızlığınızı veya sıkıntınızı gidermek için, ya da insanların yararına olarak acaba önünüze çıkan engelleri aşar mısınız? Ne bileyim işte örneğin, birini öldürüp soyar mısınız?” Porfiriy Petroviç, Raskolnikov’un tezine katılır ancak her kelimesine Dostoyevski’nin dehasının sızdığı tartışma Raskolnikov’un aleyhine tamamlanır.
Raskolnikov işlediği suçu kendisi için bir yeniden diriliş olarak görmektedir. İncil’de Hz. İsa tarafından diriltilen Lazarus’a sürekli atıfta bulunan Rodya, suçu (tefeciyi öldürmesini) Hz. İsa’nın iradesi; cezayı (suçunu ihbar etmesini) ise yeniden dirilişi olarak tasvir eder. Bu diriliş sürecinde ise Raskolnikov bazı kayıplar verecektir elbette. Ki bunların başında, annesinin oğlunun durumuna dayanamayarak ölmesi gelmektedir. Bununla beraber Raskolnikov, Marmeladov’un fahişelik yapan kızını (Sonya/Sofya Semyonovna Marmeladov) kazanır. Rodya’ya göre Sofya onun dişil halidir. Sofya ailesini daha iyi gecindirebilmek adına kendisini feda etmiş ve istemeden fahişelik yapmaya başlamıştır. Raskolnikov ise, kızkardeşinin sadece parası yüzünden iyi bir karaktere sahip olmayan Lujin’le evlenmesini engellemek adına, maddi anlamda elbette, tefeci kadını öldürmüştür. İkisi de birer İsa’dır bu yüzden. Fedailerdir. Golgotha’ya haç taşıyorlardır. Bu sebeple Raskolnikov Sonya’nın ayağını öptüğünde ona şöyle diyecektir: “Ben senin önünde değil, insanoğlunun bütün acısı önünde eğiliyorum.” Raskolnikov’un ve Sonya’nın bu digergamlıkları ise roman içinde ispatlanır. Sonya kazandığı bütün parayı evine getirir, sürekli eski elbiseler içinde ve aç dolaşır. Raskolnikov ise cebindeki son parayı Marmeladov’un cenazesinin kaldırılması için karısına (Katerina İvanovna Marmeladov) verir. Cömert, merhametli ve hümanisttir iki karakterde. Ve iki karakter de toplumun felahı için, en azından kendilerini çevreleyen aile toplumunun refahını sağlamak için suç işlemişlerdir. Raskolnilov’un bu tezine kayıtsız inanması onun elbette Sonya’ya hayran olmasına neden olacaktı. Öyle de oldu.
Suç ve Ceza’da Dostoyevski’nin yaşamına ait bazı kesitleri de izlemek mümkündür. Sözgelişi, bir türlü ısınamadığı edebiyat çevresini yazar, komiser yardımcısı (İlya Petroviç) ağzından ağır bir dille eleştirir. Veya romanında olumlu kahraman ıraları Raskolnikov ve yakın arkadaşı (Dimitri Prokoviç Razumihin) ağzından, romanın olumsuz kahramanı Raskolnikov’un nişanlısı (Piyotr Petroviç Lujin) şahsında dönemin fikirlerini, örneğin Nihilizm’i eleştirir. Beri taraftan roman kahramanlarının birer dedektif gibi yorumlar yapması, karanlıkta kalmış olayların (Mesela cinayet konusunda) kahramanlarca gerçeğe uygun şekilde çözümlenmesi Suç ve Ceza’yı bir polisiye roman hüviyetine sokar. Ancak suç, kriminal tahlilden daha çok psikojik tahliller istemektedir ve bunu katilin kendisi, Raskolnikov hariç kimse başaramaz. Bununla beraber yazar, Raskolnikov’un depresif ruh halini oluşturan etkenleri de roman akışı içinde okura alımlandırır. Bunlardan biri, Raskolnikov’un henüz çocuk iken bir atın dövülerek öldürülmesine şahit olmasıdır. Bu olay Raskolnikov’u hem olağandışı merhametli hem de olağandışı öfkeli yapmıştır.
Suç ve Ceza’yı büyük bir telif yapan elbette konusu değil, eserde insan davranışlarının ve insanların iç dünyasının ustalıkla işlenmiş olmasıydı. Bu henüz Avrupa edebiyatında görülmemiş bir şeydi ve bu yüzden Avrupa’da oldukça müspet karşılıklar buldu. Bununla beraber Suç ve Ceza, başlı başına bir vicdani hesaplaşmadır. Raskolnikov, sıradışı bir insan olmadığını anladığı an, suçunu itiraf etmiştir. Öyle ya da böyle Raskolnikov bir katildir ama sıradan bir katil değildir şüphesiz. Her yönüyle basit bir cinayetten kocaman bir evren kurmuştur Dostoyevski.
Roman sanatının gelmiş geçmiş en büyük, en önemli isimlerinden Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, insanın evrensel acılarını belki de en derinden ve belki de tam zamanında görmüş ve bu acıların merkezine, kaynağına ve nedenlerine en çok yaklaşmış romancıdır. Vicdan sorunundan "baba" problemine, unvan sevdasından türlü çıkarcı hesapların kaynaklarına kadar pek çok evrensel konu onun romanlarına girmiş ve ayrıntılarıyla işlenmiştir.
________________________________________
ESERLERİ:
ROMAN:
İnsancıklar (1846)
Öteki (1846, 1978)
Ev Sahibesi (1951, 1970)
Beyaz Geceler (1934, 1983)
Bir Yufka Yürekli (1957, 1985)
Netoçka Neznanova (1937, 1964)
Stepançikovo Köyü (1948, 1973)
Ölü Bir Evden Hatıralar (1946, 1969)
Ezilenler (1957, 1982)
Yeraltından Notlar (1973, 1985)
Suç ve Ceza (1945, 1984)
Kumarbaz (1941, 1986)
Budala (1941, 1985)
Ebedi Koca (1955, 1984)
Ecinniler (1960, 1984)
Delikanlı (1946, 1985)
Karamozof Kardeşler (1940, 1984)




