NAZIM HİKMET – Melih Cevdet – Oktay Rifat – Orhan Veli
Dergimiz, çıktığı günden beri, sanatkarın sorumluluğu üzerinde durmakta, bu görüşü savunmaktadır. Son haftalarda, ortaya bu sorumluluğu daha iyi şekilde duymamızı gerektiren sebepler çıktı. Şair -yani meslektaşımız- Nazım Hikmet, kendisine kanunsuz olarak verilen bir cezanın kanun yoluyla düzeltilememesi karşısında açlık grevine karar verdi. Ölürse, bu ölümden sorumlu olacak birkaç yetkili kişi bulunacaktır. Ama dünya karşısında olsun, tarih karşısında olsun, bu sorumluluğa bütün Türk milleti ortaktır. Milletini seven, Türk adının lekelenmesini istemeyen yurttaş böyle bir tehlikeyi önlemek zorundadır. Hiç kimse kanuna karşı gelmez; gelmek de istemez. Ama kanunsuzluğa karşı gelmek, bir hak değil vazifedir. Üstelik o kanunsuzluk, milletin adını dünya karşısına lekeli bir ad olarak çıkaracaksa, bu iş bir yurtseverlik olur.
Bunu düşünen, bir yandan da Nazım Hikmet’in bu memleketin diliyle edebiyatına ettiği hizmetleri pek iyi bilen bizler, Nazım Hikmet’i öldürmenin sorumluluğuna ortak olmak istemediğimizi belirtmek için, onun açlık grevine başladığının onuncu gününde, iki gün aç kalmayı kararlaştırdık. Bu arada da basına aşağıdaki demeci verdik:
Büyük Türk şairi Nazım Hikmet’in, on üç yıl, bir adli hata yüzünden hapiste tutulduğu hakkında, yetkili hukukçular tarafından açıklanan hakikat yurdumuzda ve dünyada büyük akisler doğurmuştur. Durumun bir an önce düzeltilmesi için elan harekete geçilmemesi, yetkili makamlar nezdinde yapılan, memleket içi ve memleket dışı, türlü müracaatların bir netice vermemesi cemiyetimizi ağır bir sorumluluk altında bulundurmaktadır. Başladığı ikinci açlık grevi ile Nazım Hikmet’in her saat ölüme yaklaşmakta bulunması karşısında Türk vatandaşı olarak, insan olarak, meslektaş olarak, yüklenilen soruma katılmadığımızı önemle belirtir ve bu maksatla 12 Mayıs tarihinden başlamak üzere iki gün aç durmaya karar verdiğimizi umumi efkara bildiririz.
İki günlük açlığı bir gün dahi aç kalmamış olanlar arasında bile, küçümseyenler çıkacaktır. Ama bunun bir kahramanlık olmadığını, sadece temsili bir hareket olduğunu, bu açlığa karar vermiş olan şairler de bilir. Çünkü bizim memlekette şairin günlerce aç kaldığı az görülen hallerden değildir.
Belirtmek istediğimiz ikinci bir nokta da bu hareketin siyasi bir hareket olmadığı, meslek kaygısıyla girişilmiş bir hareket olduğudur. Aynı haksızlığa bir başka büyük şair de uğramış olsaydı aynı işi yapardık.
Melih Cevdet – Oktay Rifat – Orhan Veli Yaprak, 15 Mayıs 1950





