Anasayfa / Sevdiğim Yazılar / EDEBİYATÇININ SORUMLULUĞU- Yaşar Nabi Nayır

EDEBİYATÇININ SORUMLULUĞU- Yaşar Nabi Nayır

EDEBİYATÇININ SORUMLULUĞU- Yaşar Nabi Nayır

Çağımızı görmeden gözlerini yummuş edebiyatçılar mutlu kişilermiş diyeceğim geliyor bazen. Öyle ya, arının bal yapması gibi, ilerisini, gerisini düşünme¬den, karışanı görüşeni olmadan rahatça görmüşler işlerini. Ne yazıyorsun, kimin için yazıyorsun, ne için yazıyorsun? diye soru sual edenleri olmamış. Günümüzün yazarlarını terleten o «sanatçının sorumluluğu» dedikleri cellat baltası başları üzerinde asılı durmuyor, uykularını kaçırmıyormuş.

Çağımız uygarlığı atom bombası gibi korkunç silahlar yanında bir yığın manevi baskı araçları da yaratmaktan geri kalmadı. Seri halinde birtakım buyruklar çıkardı ve herkesin bunlara boyun eğmesini istedi. Edebiyatçı mısın, istediğini yazamazsın. Yazdıkların insanlığın hayrına olacak. Ama insanlığın hayrın¬dan ne anlamak gerektiğini belirtmek sana düşmez. O işin yetkili kişileri vardır, onlara danışıp öğrenecek, nasıl ve ne için yazacağını onlara soracaksın. Sanatmış, güzellikmiş, bunlar artık tarihe karışmış çağların insanları uyutmak için icat edilmiş masallarıdır. Şimdi yarar vardır’, güzellik yok, ilkin bunu belleyeceksin. Ama faydanın ne olduğunu da şu cılız aklınla kendin arayıp bulmaya kalkışmayacaksın. Onu erbabı düşünüp taşınmış bir daha değişmemek üzere kesin olarak belirtmişler. Senin görevin bu şaşmaz ilkelere uyarak yazı yazmaktır. Bu kurala uymadın mı bütün yıldırımları üstüne çekmeye hazır ol.

Bu sorumluluk davası daha önce de ortaya atılmıştı ya, Fransa’da ona ilk olarak ciddi bir nitelik verdiren galiba Sartre olmuştu. Yanılmıyorsam dergisinde şöyle bir tez atmıştı ortaya: Paris, Commune ayaklanmasının pek önemli günlerini yaşarken Gustave Flaubert bu davayı savunacak yerde tuttu L’Education Sentimentale’i yazdı. Şu halde sanat gücünü toplum yararına harcamadığı için sorumludur.

Bir kere bu yolu tuttunuz mu, eski ustalardan pek azının ayakta kalabileceğine şüphe mi var?

İyi ama Flaubert ne yapacaktı? Toplumun işleri onu ilgilendirmiyorsa, ille de yararlı olacağım diye birtakım basit romanlar yazsaydı bugün o saçmaları kim okur, Flaubert’in adını kim anardı? Madame Bovary’yi, L’Education Sentimentale’i yazmakla bir suç mu işlemiş, bu kitaplar kötü şeyler mi öğretmiş topluma, onu kötü yollara mı yöneltmiş? Yoo, sadece birtakım belli ereklere yararı dokunmamış eserler bunlar, yoksa öyle toplum için zararlı kitaplar değil Ama yazıldığı günlerden beri milyonlarca insan okumuş o kitapları, zevk almış onlardan, hayran olmuş onlara. Bu da bir yarar değil mi? Toplumun ilerleme¬sine, toplumsal eşitliğin kurulmasına hayrı dokunmamışsa zevklerin incelmesine, görgülerin artmasına da mı yaramamış. Flaubert o kitapları hiç yazmamış olsaydı, bugün kimse onu hatırlamayacak, yapmadığı işlerden dolayı sorumlu tutmak aklından geçmeyecekti. Ama bir kere Madame Bovary ile, L’Education Sentimentale ile ne güçte bir yazar olduğunu anlamışlar ya, neden o gücü bizim bağlandığımız dava uğruna harcamamış diye kızıyorlar ona. Demek ki güçlü olduğunu, davalarına yarayabileceğini de gene o beğenmedikieri, gereksiz buldukları eserlerden öğreniyorlar. Bu kadar güçlü kalemi olan kişi neden vaktini böyle olmayacak konular yazmaya harcar derken düşünmüyorlar ki, Flaubert o olmayacak işlere vakit ayırmamış olsaydı onun güçlü bir kalemi olduğunu bile fark etmeyeceklerdi. Hatta tutup Commune için bir destan yazmış olsaydı belki gene adını çoktan unutmuş olacaklardı. Çünkü Flaubert’in görevi, Commune için destanlar yazmak değil, Madame Bovary’yi, L’Education Sentimentale’i yazmaktı. içinden gelen bir ses onu bu yola çağırıyordu. O bu iş için doğmuştu. Başka bir şey yapamazdı. Başka bir şey yapmaya kal¬kışmış, o gücü hiç ilgi duymadığı alanlarda harcayarak birtakım cılız eserler meydana getirmiş olsaydı asıl o zaman sorumlu olmak gerekirdi. Ama kim sorumlu tutacaktı onu? Bir Madame Bovary’yi yazabilecekken yazmamış olduğunu kim bilecekti?

Sanatçıyı birtakım buyruklara uymaya, tek yoldan yürümeye, önceden belirtilmiş yönlerde seri halinde eserler çıkarmaya zorlayanlar insanı yalnız toplum ve iktisat şartlarının meydana getirdiği inancından şaşmadıkça sanatçının istenen her kılığa kolaylıkla girebileceğine de inanmakta devam edecekler. Ne var ki, insanın fizik yapısından ayrıca bir ruh yapısı var. Fizik ötesi olaylarla bir ilgisi bulunmasa, fizyolojik yaradılışın bir sonucu olsa da bu yapı insanlar arasına büyük ayrılıklar koymaktadır. İnsanların, bir fabrikanın zincirleme çalışma yoluyla çıkardığı seri mallardan farklı oluşu da bundan ileri geliyor. Bir sanatçı, ömrü boyunca yalnız cinsel konulara bağlı kalıyorsa bu vücut ve ruh yapısının zoruyladır. Bir sanatçı mutluluğu çocukluk anılarında arıyorsa gene sebebi aynı yerde aramak gerek. Gerçi zaman zaman moda akımların sanatçıya istidadı dışında zorladığı birtakım eğilimler yok değil. Bugün toplum sorunlarıyla hiç ilgilenmeyen, henüz kişiliğini bulamamış bazı edebiyatçıların baskı altında ille de toplumdan söz açmaya özenmeleri bu arada öne sürülebilir. Ama edebiyatçının bu ruh ve mizaç yanını bir yana bıraktınız mı, sanatçı üzerinde de, eserleri üzerinde de doğru yargılara varmanız beklenemez. İşte bugün en büyük düşünce ayrılıkları asıl bundan ileri geliyor, birtakım eleştirmenlerin sanatçının ruh yapısını hiçe sayarak ille de yukardan verilecek buyruklara uymasını istemelerinden, bu buyruklara uymayanları halk düşmanı diye aforoz etmeye kalkışmalarından ileri geliyor.

Ama ne oluyor bu boşuna didinmelerin, bu akıntıya kürek çekmelerin sonucu? Ancak ikinci derecede, kişiliği olmayan birtakım sanatçıları kandırabiliyor, gerçek sanatçılar üzerinde bir etkisi olmuyor bu çeşit eleştirmenlerin. İstedikleri yolda yürüyen sanatçılar arasında gerçekten güçlü olanlar da varsa bu, sadece o sanatçıların toplum sorunlarına duydukları ilginin mizaçları gereği olmasındandır. Büyük bir sanatçı filanca yada falanca eleştirmenin gönlünü etmek için değil içinden gelen güdücü güce karşı duramadığı için şu yada bu yola yönelir. Toplum için yazmak ihtiyacını duyan edebiyatçı kişisel anılarla, sevgi işleriyle ilgilenmeyecektir, ilgilenmesini de beklemeyeceğiz ondan; neden sen aşk konusunu hiçe saydın, diye sormayacağız. Ama başka bir büyük sanatçı yalnız çocukluğunun havası ve anıları içinde yaşıyorsa senin görevin toplumun dertleriyle uğraşmaktır, diye boş iddialarla onu yolundan çevirmeye kalkışmayacağız. Sanatçıyı yolunu bulup eserini vermekte özgür bırakacağız.

Bırakmasak ne olacak? Kişi gene bildiğini okuyacak, biz de boşuna gürültü etmiş, kahve dövücülerin tersine hınk deyiciliğini yapmaktan başka bir iş görmüş olmayacağız.

Ama kahve dövücülerin hınk deyiciliğini etmek de birtakım kişilerin mizacı gereği, neylersiniz?

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir