Anasayfa / Sevdiğim Yazılar / RUBAÎ ŞEKLİNİN ESKİLİĞİ VE EN ESKİ TÜRK RUBAİLERİ- Recai KAPUSUZOĞLU

RUBAÎ ŞEKLİNİN ESKİLİĞİ VE EN ESKİ TÜRK RUBAİLERİ- Recai KAPUSUZOĞLU

 

RUBAÎ ŞEKLİNİN ESKİLİĞİ VE EN ESKİ TÜRK RUBAİLERİ

                                                           Farkında değildik göğe ermiş serimiz

                                                           Şimdengeri gülzâr-ı sühândır yerimiz

                                                           Gitmiş haber-i neşvesi Hayyâm’a kadar

                                                           Zevk vermiş ahibbâya rubailerimiz.

                                                                                               (Yahya Kemal)

Rubai, İslami şark edebiyatının ortak bir nazım şeklidir. Türk halk şiirinin dörtlük-mani isimli küçük manzumelerine benzer, dört mısradan ibaret bir şekildir.

Bilinen en eski örneklerinden beri rubaî, Klasik Şark Edebiyatında dikkate değer bir tefekkür şiiridir. Geniş bir düşünceyi, etraflı bir felsefeyi, zengin bir düşünüş heyecanını, duygunun da coşkunluklarıyla birleştirerek yalnız dört mısra içine sığdırarak söylemek, rubainin başlıca özelliğidir.

Dört mısralık şiir birimi, Türk şiirinin tarihi boyunca özlü düşünceler ve yoğun duygular için en yaygın ve en etkili ifade aracı olmuştur. Divan-ı Lügat-it Türk’teki şiir parçaları, ilk Türk şairlerini tek mısra, beyit ve üçlük birimlerini kullanmayıp en fazla dörtlüklerle şiirler söylediklerini gösteriyor.

Halk edebiyatı nazım şekillerinden olan hoyrat ve manileri, ekseriye söyleyenleri bilinmeyen, halka mal olan ve halk şuurunu dile getiren, bir tür rubai sayabiliriz. Hoyrat ve manilerde de tıpkı rubai de olduğu gibi en uzun şiirlerin bile ifade edemediği geniş manalar yer almaktadır. Bugün Orta Asya da rubai biçiminde söylenen ve “hor” adı verilen maniler de dörtlük şeklinin Türk şiir âleminde ne derece yaygın olduğunu gösterir. Aruzla söylenen tuyuğ da, eski şiirlerimizin üstün ve özgün başarılarından saydığımız milli bir dörtlük türüdür.

Milli Türk nazmında beyitin değil, dört mısralı kıt’a ‘ların nazım birimi (vahid-i kıyasi) oluşu ve İslami Türk Edebiyatının günümüze intikal eden en eski manzum mahsullerinin dörtlüklerle yazılmış olması göz önünde bulundurulursa rubai şeklinin Türk şiirinde çok erken kullanıldığını kabul etmek gerekir.           

Rubai başlangıçta Acemlerin milli nazım şekli olarak gösterilir; ama adı Arapçadır. Bu, Arap kültürünün Acem dünyasını sardığı zamanlara ait bir hatıra olarak kabul edilebilir. Rubainin aruzla ilk örneklerini İslami İran edebiyatında verdiği bir hakikattir. Fakat dörtlüklerle söylemek Türk halk zevkinin pek eski milli geleneklerinden olduğu için bu tarzın başlangıcını Eski Türk şiirinde arayanlar da haklıdır. Türklerin İslamiyetten evvelki halk edebiyatlarında kullanılan eski nazım şekilleri üzerine yapılan araştırmalarda, eski Türk şiirinde nazım biriminin dörtlük olduğu delillerle ispat edilmiştir. Türkler, İslam medeniyeti dairesine girerek klasik İslami bir edebiyat vücuda getirdikleri zaman bu nazım birimini unutmayıp İslami edebiyata ait nazım şekillerinin tekâmülünde kullandılar.

Bu şeklin eski Türk şiirindeki dörtlüklere benzeyişi bazı Batılı araştırmacıların dikkatinden kaçmamış, bu nokta üzerinde ehemmiyetle durmuşlardır. T.  Kowalski adlı batılı âlim, bu İran nazım şeklinin Türklerden alınmış olması ihtimalini daha 1922’de düşünmüştür. Eski Türk şiirinde dörtlüklerin önemi hakkında Prof. Kowalski, 1922’de yayınladığı “Türk kavimlerinin Nazım Şekilleri Hakkında Araştırmalar” adlı eserinde, İran rubaisinin Türklerden alınmış olabileceğini iddia eder. Ancak aynı nokta üzerinde ehemmiyetle duran Türk âlimi Fuat Köprülü(1) “Sasaniler Devri İran Edebiyatında kullanılan nazım şekilleri hakkında etraflı malumatımız bulunmadan belirtilen bu fikrin erkenliğine işaret etmiştir.                                                                                                                                             

Fuat Köprülüye göre “Sasaniler devri edebiyatında dörtlüklerin esasi bir şekli olarak kullanıldığı isabet edilmedikçe rubainin İrani menşeiden geldiğini iddia kabil olmaz”(Türk Dili ve Edebiyatı Araştırmaları S.112)

Gerçekten Türk Halk Edebiyatında dörtlüklerle söylenen şiirlere çokça rastlanır. Bugünkü bilgilerimize göre dörtlük şekli Türk şiirinde İran şirinden çok daha eski ve daha yayılmış bir şekildir. Bundan başka Horasan bölgesinde Türk halk edebiyatının eskiden beri İran edebiyatına tesiri olması ihtimali de çok kuvvetlidir.

Edebiyat tarihimiz açısından çok ehemmiyetli olmakla birlikte rubainin İran menşeli mi Türk menşeli mi olduğu kesin olarak tespit edilememiştir. Aslına bakılırsa edebiyat tarihimizin bu çok önemli meselesini gün ışığına çıkarmaya çalışan kimse de yoktur. İlk defa batılı Türkologların dikkatini çeken rubainin Türk menşeli olma ihtimali üzerinde ilk defa Fuat Köprülü araştırmalar yapmış, ondan sonra da bu mesele üzerinde duran hiç kimse çıkmamıştır. Köprülü de yeterli malumat bulunmaması sebebiyle bu meselenin halini eski İran mütehassıslarına bırakır.

Bugün genel olarak, rubainin Klasik İran ve bütün İslami şark edebiyatına Sasaniler devri İran edebiyatına aksetmiş bir nazım şekli olduğu kabul edilmektedir. Hâlbuki rubainin gerek İran menşeyli olduğunu iddia edenlerin, gerekse Türk menşeyli olduğunu iddia edenlerin ellerinde yeterli delil bulunmamaktadır.   

Rubai tarzı, İslami İran edebiyatının daha ilk asırlarında başlar. Kısa zamanda büyük bir gelişme gösterir. Bu şiir çeşidinin bilhassa Gazneliler devrinde yaygın bir söyleyişi olduğu, bu devir İran şairlerinin rubailerle şiir münazaraları yaptıkları biliniyor. Fakat rubai şeklinin altın devri 11. asır sonlarında Büyük Selçuklu İmparatorluğu zamanındadır. Çünkü İran şairi Hayyam  dünyaca tanınmış rubailerini bu devirde söylemiştir.

Türk edebiyatında ise elde bulunan en eski rubailer M. 12. asra aittir. İngiliz müsteşrik Sir Denison  Ross tarafından yayınlanan “Tarih-i Fahrettin Mübarek Şah” (1927) isimli kitapta müellif Fahrettin Mübarekşah, Türklerin rubai, kaside gibi nazımları bulunduğunu söyler. Bunların “mevzun ve manidar” olduğunu ispat için, bir rubai nakleder.12.asır sonlarına ait, tamamı Türkçe bu rubai şöyledir:

            Va’de berüsen  ne’v-üçün kelmez-sen

            Söz yalganını menim bile koymaz-sen

            Yüzün könü saçtum kare körmes-sen

            Işkında kararsız ay acep  bilmez-sen      

Bu rubai, Fuat Köprülü’nün makalesinde belirttiği gibi,12.asırda Orta Asya’da Moğol istilasından önce başlamış; Halk edebiyatından ayrı olarak aruz vezniyle rubailer, kasideler ve gazeller söyleyen bir Türk edebiyatının varlığı hakkında bilgileri destekleyen bir örnek değerindedir. Bu rubai, Fahrettin Mübarekşah’ın kaydettiğine göre önce Türkçe yazılmış, sonra Farsçaya tercümesi yapılmıştır. Şiirin lisanı bize Türk dilinin klasik şiir terennümlerine ne türlü bir söyleyişle başladığı hakkında kuvvetli bir fikir vermektedir.

Bu rubainin ve Farsçasının hangi şaire veya şairlere ait olduğu eserde kaydedilmemiştir. Bu şiirin başkası tarafından söylenmiş olması kadar bizzat Mübarekşah’ın şiirlerinden olması da muhtemeldir.

Bilinen en eski Türkçe rubailerden biri de 13. Asrın 2. yarısında yaşamış olan Cemal Karşî’nin  “Mülakahatü’s Sürah” isimli kitabında kayıtlıdır. Prof. Barthod’un “Orta Asya Türk tarihi Hakkında Dersler” adlı eserine sadece Türkçe son mısraını aldığı bu rubainin ilk üç mısraı Farsçadır. Yani bir mülemma rubaidir. (2) Fuat Köprülü, iki ayrı nüshasını tedkik ederek karşılaştırdığı bu rubainin tamamını adı geçen makalesinde verir. Bu rubainin 13. Yüz yıla ait olduğu tahmin edilmektedir.

Köprülü, bundan daha eski, yine mülemma tarzında bir rubaiyi Millet Kütüphanesi’nde bulunan Harezm sahasında yazılmış eski bir mecmuada gördüğünü söyler. Bu mülemma rubainin ilk mısraı Arapça, ikincisi farsça ve son iki mısraı Türkçedir. Bu mecmuada rubainin Bedreddin-al Kavani adlı bir şaire ait olduğu yazılıdır. Köprülü bu şair hakkında yaptığı araştırmalar sonunda rubainin 12. asra ait olabileceği gibi, 14. asra ait olabileceği yolunda deliller gösterir.

Bu değerlendirmelerden sonra rubainin menşe’i konusunda yapılan araştırmaların yetersizliği sebebiyle –aksi ispat edilinceye kadar- rubainin Türk Halk şiirinden İran folkloruna, oradan da klasik İran şiirine yerleşmiş bir nazım şekli olduğunu kabul edebiliriz.

———————————————-

1)      Fuad Köprülü,Türk Dili  ve Edebiyatı Araştırmaları ,Klasik Türk Nazmında Rubai Şeklinin Eskiliği.İst.1934 s.112

2)      Mülemma rubai: Mısraları farklı dillerle karışık olarak söylenmiş rubai, demektir.

Recai KAPUSUZOĞLU

* Bu yazı, A. Ü. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Mezuniyet Tezi olarak hazırladığım ‘’Arif Nihat ASYA’nın Rubaileri’’ konulu çalışmamın (1980) “Rubaiye Dair" başlıklı  2. Bölümünden alınmıştır. Yazının tamamı veya bir bölümü, ancak kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir