Anasayfa / Edebiyat / Edebi Sanatlar-2-

Edebi Sanatlar-2-

SÖZ SANATLARI

Etkili, güzel söz söyleme sanatı olan edebiyatta, dilin gerçek ve sembolik anlamlarına başvurmak, az sözle çok şey ifade etmek, anlam ilgisi kurmak yoluyla yapılan sanatların büyük bir yeri vardır. Bu sanatlara "edebî sanatlar" adı verilir.

 

İnce duyguların, estetik duyarlığın ürünü olan edebî sanatlar, Türk edebiyatında geniş yer tutar. Özellikle Klâsik (Divan) Türk edebiyatında bu sanatlara büyük önem verilir.

Edebiyatta en çok kullanılan söz ve anlam sanatlarının başlıcaları şunlardır:

 

1. TEŞBİH (BENZETME)

Aralarında bazı özellikleri açısından ilgi kurulabilen İki kavramdan güçsüz olanı, güçlü niteliklere ve özelliklere sahip olan diğer kavrama benzetmektir.

 

Benzetme (teşbih) sanatı, dört öğeden oluşur:

Benzeyen: Aralarında benzerlik kurulan öğelerden özelliği ve niteliği bakımından zayıf olan öğedir.

Kendisine benzetilen: Benzerlik kurulan öğelerden nitelik ve özelliği bakımından üstün, güçlü olduğu için kendisine benzetme yapılan öğedir.

Benzetme yönü: Benzerlik kurulan öğeler arasındaki benzeşme ilgisi ve yönüdür.

Benzetme edatı: Öğeler arasında benzerlik ilgisi kuran edat ya da edat görevini yüklenmiş sözcükler, eklerdir. Bunların başlıcaları şunlardır:

gibi tek andırır benzer

nitekim sanki güya misal

kadar adetâ meğerki tıpkı

 

Bu dört öğeden birinin ya da birkaçının yer alıp almamasına göre benzetme dörde ayrılır:

 

a) Ayrıntılı (Tam) Benzetme

Dört öğenin de bulunduğu benzetmelere denir.

Bir güzel yırtıcı kuş gözleri gördüm, baktım                                                                                                                                 Som mücevher gibi kan kırmızı tırnaklarına

(Yahya Kemâl)

1. Benzeyen: tırnaklar

2. Kendisine benzetilen: som mücevher

3. Benzetme yönü: kırmızılık, kırmızı renkte oluş

4. Benzetme edatı: gibi

b) Kısaltılmış Benzetme

 

Teşbihin dört unsurundan benzetme yönünün söylenmediği benzetmelere denir.

Dağ köylerinden birinde yaşayan bu çocuk, bir aslan gibiydi.

(Kemal Tahir)

1. Benzeyen: çocuk

2. Kendisine benzetilen: aslan

3. Benzetme yönü: yok

4. Benzetme edatı: gibi

c) Pekiştirilmiş Benzetme

 

Benzetme edatına yer verilmeyen benzetmelere denir.

Yalnız bu katta mümkün olur daimî uçuş                                                                                                                                                      Her hamlesiyle ruh, o çelikten kanatlı kuş

(Yahya Kemâl)

1. Benzeyen: ruh

2. Kendisine benzetilen: çelik kanatlı kuş

3. Benzetme yönü: uçma, uçuş (ruhun da uçar gibi göğe yükseldiği fikri)

4. Benzetme edatı: yok

 

d) Yalın Benzetme (Teşbih-i Beliğ)

Yalnız benzetilen ve kendisine benzetilen unsurlarıyla yapılan, benzetme edatı ve benzetme yönüne yer verilmeyen benzetmelere denir.

Fark etmez, anne toprak ölüm maceramızı

(Yahya Kemâl)

1. Benzeyen: toprak

2. Kendisine benzetilen: anne

3. Benzetme yönü: yok

4. Benzetme edatı: yok

 

ÖRNEK – 1 (ÖYS-1995):

Aşağıdaki dizelerin hangisinde dört öğesi de

bulunan bir "teşbih" vardır?

A) Her hatıra bir damla yaş oldukça gözümde

B) Gördüm deniz dedikleri bin başlı ejderi

C) Canlandı hayâlimde o mazideki yazlar

D) Her gölge bir insan kadar inceydi, derindi

E) Ben böyle değildim, bu deniz böyle değildi

ÇÖZÜM:

Benzetmenin (teşbih) dört öğesi "benzeyen", "kendine benzetilen", "benzetme edatı" ve "benzetme yönü"dür. Buna göre seçenekleri değerlendirdiğimizde, D seçeneğinin bu dört öğeyi içerdiğini görürüz:

"Her gölge bir insan kadar inceydi, derindi" dizesinde;

Gölge: Benzeyen İnsan: Kendisine Benzetilen Kadar: Benzetme edatı İnce, derin: Benzetme yönü Doğru cevap (D) seçeneğidir.

 

2. İSTİARE (EĞRETİLEME):

Temel öğelerden sadece birinin yer aldığı benzetmelerdir. Yani sadece benzeyen yahut kendisine benzetilen bulunur.

Üçe ayrılır:

 

a) Açık İstiare:

Sadece kendisine benzetilen (güçlü)in bulunduğu benzetmelerdir.

Bir hilâl uğruna ya Râb ne güneşler batıyor!

(M. Akif Ersoy) Bu dizede şehit düşen askerler "güneş"e benzetilmiş; benzeyen söylenmemiş.

 

b) Kapalı İstiare:

Benzeyenin söylendiği, kendisine benzetilenin gizlendiği benzetmelerdir.

Gece yıkar saçlarını deresinde ışığın

Bu dizede gece, saçlarını yıkayan bir insana benzetilmiş; ancak kendisine benzetilen gizlenmiştir.

Her taraf kırık dökük

Dalların boynu bükük

Bu dizelerde dallar, boynu bükük insana benzetiliyor; ama kendisine benzetilen insandan söz edilmiyor. "Boynu bükük" sözü ile insanın bir özelliği vurgulanıyor.

 

c) Temsili (Yaygın) İstiare:

Benzetmenin temel öğelerinden yalnızca birisiyle çok sayıda benzerliği sıralayarak yapılan istiareye ise "yaygın istiare" (istiare-i temsiliye) adı verilir.

Örnek:

Bin gemle bağlanan at şaha kalkıyor

Gittikçe yükselen başı Allah’a kalkıyor

Son macerayı dinlememiş varsa anlatın

Râm etmek isteyenler o mağrur, âsil atın

Beyhudedir her uzvuna bir halka bulsa da

Boştur köpüklü ağzına gemler vurulsa da…

Coştukça böyle sel gibi bağandaki hisleri

Bir gün başında kalmayacaktır seyisleri!

(Faruk Nafiz Çamlıbel)

Şair, Kurtuluş Savaşı veren Türk ulusunu mağrur bir ata benzeterek çok sayıda benzerliği sıralıyor. Şiirdeki;

At: Türk ulusunu Son macera: Kurtuluş Savaşı’nı Seyisler: Emperyalist güçleri temsil etmektedir. Şiirde "benzetilen" öğesine hiç yer verilmemiş, hep "benzeyen"ler üzerinde du¬rulmuştur. Bu, bir yaygın eğretilemedir.

 

3. MECAZ-I MÜRSEL (Ad Aktarması)

Benzetme amacı güdülmeden bir sözün, başka bir söz yerine söylenmesidir.

"Reçelleri dolaba yerleştirir misin?"

Bu cümlede reçellerin yer aldığı kavanozlar yerine sadece "reçeller" kullanılmış.

"Çankaya, bu olaya farklı yaklaşıyor."*

"Çankaya" sözü ile cumhurbaşkanı kastedilmiştir.

 

4. TEŞHİS VE İNTAK (KİŞİLEŞTİRME VE KONUŞTURMA)

İnsan dışındaki varlıklara insan nitelikleri ver¬me ve onları konuşturma sanatıdır. Konuşturma yoksa sadece teşhis, varsa hem teşhis hem de intak yapılmıştır. Her kişileştirme aynı zamanda bir çeşit istiaredir:

Kır ata nal mı dayanır

Dağlar uykudan uyanır

Bu dizelerde dağlar kişileştirilmiştir (Teşhis)

Güğüm bir gün testiye, "Yola çıkalım" dedi. Testi "Korkarım" dedi. Evde kalmak istedi.

Bu dizelerde güğüm ve testi hem kişileştirilmiş, hem de konuşturulmuştur (Teşhis ve intak).

 

ÖRNEK – 2 (ÖSS – 2006):

(I) Güneş yavaş yavaş yükselirken antik kent aydınlanmaya başlıyor. (II) Güneşle birlikte, kentin geçmişindeki bilinmeyen yönlerin de ortaya çıkacağını sanıyor insan; ama bir süre sonra yanıldığını anlıyor. (III) Yüzyıllardır yalnızlığa alışmış, unutulmuş bu kentin geçmişini düşünüyor. (IV) Acaba bu tiyatro sahnesinde kaç oyun sergilendi, onda ne gibi sorunlar tartışıldı, ölümüne savaşlar nasıl yaşandı buralarda? (V) Bugün, bütün bunlardan habersiz, tarih sahnesindeki rolünü tamamlamış ve mağrur bir sessizliğe gömülmüş bir kentle karşı karşıyayız.

Bu parçadaki numaralanmış cümlelerin hangilerinde kişileştirme sanatı vardır?

A) I. ve II. B) I. ve IV. C) III. ve IV.

D) III. ve V. E) IV. ve V.

ÇÖZÜM:

Parçanın III. cümlesinde " yalnızlığa alışmış" , V. cümlesinde yaşananlardan "habersiz, mağrur" bir kentten söz edilmiş. Bu cümlelerde "kent’in kişileştirildiği görülüyor.

Doğru cevap (D) seçeneğidir.

 

5. KİNAYE

Bir sözü hem gerçek hem de mecaz anlamıyla birlikte kullanma sanatıdır:

"Ağaç yaş iken eğilir."

"Ayağını yorganına göre uzat."

Bu atasözleri hem gerçek hem de mecaz anlamlarını çağrıştıracak biçimde kinayeli söylenmiştir.

Ey benim sarı tamburam                                                                                                                                                                Sen ne için inilersin                                                                                                                                                                          İçim oyuk derdim büyük                                                                                                                                                            Onun için inilerim

Bu dörtlükte de "içim oyuk" sözü kinayelidir. Çünkü gerçekten de sazın içi oyuktur. Aynı zamanda bu söz "dertli olmak" yerine mecazi olarak söylenmiştir. Kinayede asıl olan da sözün mecazi yönüdür.

 

ÖRNEK-3 (ÖYS-1992):

Aşağsdakiierin hangisinde bir kinaye vardır?

A) Gönül sevdiğinden soğur Görülmeyi görülmeyi

B) Gölgesinde dinlendiğim Koca çamlar yerinde mi

C) Şu karşıma göğüs geren Taş bağırtı dağlar mısın

D) Elbet bir devasız dertten Doğan göz bir zaman ağlar

E) Uçtu kuşların kervanı Her biri bir dala gider

ÇÖZÜM:

Kinaye, bir sözü hem gerçek hem mecaz anlamını düşündürecek biçimde kullanma sanatıdır. Kinayede asıl kastedilen anlam, mecazdır. C seçeneğindeki beyitte şair, sevdiğini "taş bağırlı" (acımasız) olarak nitelemiş. Bu, bir mecazdır. Şairin karşısında duran dağların bağrı da taştandır(ger-çek anlam).

Doğru cevap (C) seçeneğidir.

 

6. TEVRİYE

Birden çok anlama gelen bir sözü diğer anlamlarıyla da kullanma sanatıdır. Özellikle yakın anlam söylenir, uzak anlam kasdedilir:

Gül yüzün benli de göğsün niye bensiz? Altı çizili sözcük, hem tendeki siyah lekeler hem de şahıs zamiri olarak kullanılmıştır.

Sert oldu hava, çıkma koyundan kuzucuğum

Dizesinde "koyun" sözcüğünün yakın anlamı "kuzunun anası", uzak anlamı İse "koyun, kucaktır. Şair her iki anlamı bir arada kullanmıştır. "Kuzunun anası" anlamını söylemiş görünerek "koyun, kucak" anlamını hissettirmeye çalışmıştır. Bu nedenle "koyun" sözünde tevriye vardır.

UYAR! :

Tevriye ile kinaye birbirine benzemekle birlikte aralarında çok önemli fark vardır: Kinayede bir sözün gerçek ve mecaz anlamları birlikte kullanılır; fakat tevriyede bir sözün yakın anlamı söylenerek uzak anlamı kastedilir. Yani tevriyede her iki anlam da sözün gerçek anlamlarıdır.

 

7. CİNAS:

Sesteş sözcüklerle yapılan bir söz sanatıdır.

 

İçime bir kurt düştü                                                                                                                                                            Gece gündüz yer beni                                                                                                                                                         Ben bu dertten ölürsem                                                                                                                                                         Kabul etmez yer beni

 

Bu dörtlükte İkinci dizedeki "yer" sözcüğü "yeme eylemi", dördüncü dizedeki "yer" sözcüğü ise "toprak" anlamındadır.

 

Neden her kime yüz vurdum,

Ben ondan yüz bela gördüm.

 

Bu beyitteki "yüz" sözcükleri de sesteş sözcükler olduğu için cinas yapılmıştır.

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir