Anasayfa / Edebiyat / Ahmet Vefik Paşa

Ahmet Vefik Paşa

Tanzimat Edebiyatımızın ünlü Türkçü yazarı, İstanbul’da doğdu. Divan tercümanı Yahya Naci’nin torunu, dışişleri memurlarından Ruhittin’in oğludur. İlköğrenimini Mühendishane’de yaptıktan sonra, Reşit Paşa’nın Paris elçiliğinde tercümanı bulunan babasının yanına gitti (1834). Üç yıl Paris’te Saint-Louis Lisesinde okudu. İstanbul’a dönüşünde Tercüme Odası’na atandı (1837). Sonra iç ve dış memuriyetlerde yükselerek Tahran Büyükelçisi (1851), Encümen-i Dâniş âzası, Muhakemât Dairesi Reisi (1855-1857), Paris elçisi (1860), Evkaf Nâzırı (1861), Darülfünun «Hikmet-i Tarih» hocası (1862, iki kere Maarif Nazırı (1872-1878) ilk defa açılan Mebusan Meclisi Reisi (1877), Bursa valisi (1879), iki kere de Sadrazam (1878-1882) oldu. Son Sadrazamlık görevinden ölümüne kadar geçen dokuz yıl boyunca Rumelihisarı’ndâki yalısına çekilerek kendini tamamıyla bilim ve edebiyata verdi.

Aydın bir devlet adamı olmakla beraber, esas kişiliğini edebiyat alanında göstermiştir. Sert huylu, dürüst ahlâklı, hareketli bir zekâya sahip, biraz garip mizaçlı yaradılıştadır. Arapça, Farsça, Fransızca, İtalyanca bilir; ayrıca, Al¬manca, İngilizce, Rusça ve Eski Yunanca okuyup yazmaktadır. Edebiyatımızda ilk adaptasyon tiyatro oyunu yazan, Molilere’in hemen bütün komedilerini Türk hayatına uygulayan odur. Anadolu Türkçesindeki sözcükleri ilk defa o toplamış, Orta Asya Türkçesinden dilimize milliyetimizi ve tarihimizi aydınlatıcı eserleri o çevirmiştir. Türkiye’de tiyatro edebiyatının ve sahne hayatının gelişmesine hizmeti büyüktür. Avrupa taklitçiliğini beğenmez; her alanda kendi öz benliğimize dönmemizi ister. Türk sanat yapıtlarına gerçek değerini verir; giyinişinden, evinin eşyasına kadar ulusal geleneklere bağlıdır. «Benim evime Türk malından başka bir şey giremez» der, Fuat Paşa’nın onun için söylediği şu söz anlamlıdır :”Ahmet Vefik Paşa, binek taşı cesametinde bir elmastır; ne yüzüğe takılır, ne de sokakta bırakılır”

Eserleri :

Ahmet Vefik Paşa’nın başlıca eserleri: Hikmet-i Tarih (Tasvir-i Efkâr’da tefrika, 1863), Şecere-i Türk (Ebülgazi Bahadır Han’ın eserinin Osmanlı Türkçesine çevrilmesi, 1863); Fezleke-i Târih-i Osmanî (Osmanlı Tarihi, 1869); Hikâye-i Hikemiye-i Mikromega (Voltaire’den, 1871); Telemak (Fenelon’dan) Gil Blas dö Antillanınin Sergüzeşti (Le Sage’den, 1886); Hernani (Victor Hugo’dan); Lehçe-i Osmanî (Osmanlıcada kullanılan Türkçe ve yabancı sözcükleri bir araya toplamaktadır, 1876), Moliere’in adapte piyesleri: Mensur olarak doğrudan doğruya çevrilenler : İnfiâl-i Aşk (1869), Dudukuşları, Don Civani (1869); hece ölçüsüyle yapılan manzum çeviriler: Savruk, Adamcıl (1869), Kocalar Mektebi, Kadınlar Mektebi, Tartüf (1869), Okumuş Kadınlar; Türk yaşantısına uygulanan adapteler: Zor Nikâh (1869), Zoraki Tabip (1869), Tabib-i Aşk (1869), Dekbazlık, Meraki; Türkiye’deki Rumlarla Yahudilerin yaşantısına uygulananlar: Yorgaki Dandini (1869), Azarya (1869).

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir