Ahmed Yesevî (?-1116) XI. yüzyılın ikinci yarısında Türkistan’da doğmuştur. Yesi şehrinde yaşadığı için "Yesevî" lakabıyla anılır. Hayatı hakkında yeterli ve kesin bilgiler yoktur. Elde bulunan bilgiler de menkıbelerle karışmış durumdadır. Bu yüzden Yesevî’nin tarihî şahsiyetini, menkıbevî şahsiyetinden ayırmak oldukça zordur.
Küçük yaşta önce annesini ve sonra babasını kaybeden Ahmed, ilköğrenimini Yesi’de görmüş, daha sonra tahsilini tamamlamak için Buhara’ya gitmiştir. Buhara medreseleri islâm âleminin, özellikle Türkistan’ın dört bir tarafından gelen talebelerle dolu idi. Ahmed Yesevî böyle bir ortamda devrin çeşitli ilimlerini öğrenerek yetişmiştir. Daha sonra Yesi’ye dönmüş, ölümüne kadar müridlerini irşat ile meşgul olmuştur. Yesevî’nin kabri Yesi şehrindedir.
Ahmed Yesevî devrinin tüm âlimleri ve mutasavvıfları gibi belli bir sahada kalmamış, inandıklarını çevresindeki yerli halka ve göçebe köylülere anlayabilecekleri bir dil ve alıştıkları şekillerle aktarmaya çalışmıştır. Bir ahlâkçı kimliği ile onlara din hükümlerini, tasavvuf esaslarını, tarikatının adap ve erkânını öğretmeye çalışmak, İslâmiyet’i Türklere sevdirmek, yaymak ve yerleştirmek başlıca gayesi olmuştur. Yesevîliğin Türkler arasında süratle yayılıp yerleşmesi, daha sonra ortaya çıkan birçok tarikatlar üzerinde tesirli olması, onun Hazreti Peygamber’in temsil ettiği dine ve sünnetlerine sıkı sıkıya bağlı kalmasından ileri gelmektedir.
Ahmed Yesevî, Anadolu’da yetişen en büyük tekke şairi Yunus Emre’ye çok tesir etmiştir. Ahmed Yesevî’nin şiirleri ile Yunus Emre’nin şiirlerini karşılaştırınca aralarında birçok benzerlikler bulunur. Bu bize Anadolu Türk kültürünün daha önceki Orta Asya Türk kültürüne bağlı olduğunu gösterir. Ahmed Yesevî, Karahanlı Türkçesini geliştirmekte ve onu halka edebiyat yolu ile indirmekte büyük rol oynamıştır. O, Arap ve İran dillerinin baskısı altında kalmamış, aksine kurtulmaya çalışmıştır. Yesevî’nin Türk dilinin gelişmesinde müstesna yeri vardır.
Dîvân-ı Hikmet, Ahmed Yesevî’nin hikmetlerini içine alan mecmuanın adıdır. Hikmet, Tanrı hakikatini ifade eden dinî-tasavvufî özlü söz demektir.
Ahmed Yesevî’nin kendi manzumelerine bu ismi verip vermediği bilinmemektedir. Bu yüzden kelimenin Ahmed Yesevî’nin dinî-tasavvufî manzumelerine, müridlerince verilmiş bir isim olduğunu kabul etmek daha uygun olur. Hikmet adı altında yazılmış şiirlerin kime ait olduğu kesin olarak bilinmese de, hikmetlerin temelinde Ahmed Yesevî’nin inanç ve düşünceleri bulunmaktadır.
Ahmed Yesevî, hikmetleriyle İslâmiyet’in esaslarını anlatmayı hedeflemiştir. Bu yüzden hikmetlerin muhtevasını ilâhî aşk, Allah’ın birliği, peygamber sevgisi, ibadet, İslâm ahlâkı, ahiret hayatı, cennet ve cehennem tasvirleri, dünyadan şikâyet, dervişliğin faziletleri ile ilgili hususlar teşkil eder. Şiirlerinin Türk edebiyatı tarihi bakımından en büyük değeri hece vezniyle ve halk diliyle yazılmış olmasıdır.
Hikmetlerin büyük bir kısmı 5-25 arasında değişen dörtlükler¬den ibarettir. Kafiye düzeni bakımından koşmaya benzerler. Dörtlüklerle yazılmış hikmetlerde hecenin 12’li (4+4+4) ölçüsü, gazel tarzındaki hikmetlerin bazısında da 14’lü (7+7) veya 16’lı (8+8) ölçüsü kullanılmıştır. Hikmetlerde genellikle yarım kafiye kullanılmış, rediflere geniş ölçüde yer verilmiştir




