Şeyh Galib, dîvânını yirmi dört yaşında iken düzenlemiş; Hüsn ü Aşk adlı ünlü mesnevisini de iki yıl sonra yazmıştır. Çilesi süresince şiiri bırakan Galib Dede, bundan sonra tekrar şiir yazmaya başlamış, ayrıca «Es Sohbet-üs-Sâfiyye» adlı risaleyle ilgili açıklamalarını ve Yûsuf Sîne-çâk Dede’nin Cezîre-i Mesnevî’sinin şerhini yazmıştır. Devrin şâirlerinden ve değerli bestekârlarından olan Padişah Selîm III. ile Valide Sultan Mihrişâh’ın, padişahın kızkardeşleri Beyhan Ve Hatice Sultanların takdir ve sevgilerini kazanan Şeyh Galib, Galata Mevlevîhânesi’nin 22. şeyhi olmuştur.
Türk ve Acem şâirlerini çok iyi okuduğu anlaşılan Şeyh Galib’in dili oldukça ağırdır ve yabancı kelimelerle, tamlamalarla doludur. Sâde söyleyişlere, halk deyimlerine fazla rastlanmaz. İnce, müphem, zengin hayâlleri olan ve kendine özgü üslubuyla bazılarında sembolist olduğu izlenimini bırakan Galib Dede’nin modern sembolizm akımıyla ilgisi yoktur. O Sebk-i Hindî tarzının bizdeki en büyük üstadıdır ve yanlış değerlendirmeler de buradan ileri gelir. Şeyh Galib’in en ünlü eseri, Nâbî’ninkinden daha üstününü yazabileceğini iddia etmesi üzerine, yirmi altı yaşında iken, altı ay içinde başlayıp bitirdiği Hüsn ü Aşk adlı mesnevisidir. Hüsn ü Aşk, ilâhî aşka ulaşmanın güçlüğünü anlatan tasavvufî bir aşk hikâyesidir. Hüsn, «hüsn-i mutlak»’ı; Aşk ise «aşk-ı ilâhî»’yi belirtir.
Batılı tetkikçiler tarafından: «Nihayet bu manzume ile Osmanlı Türkleri, İran edebiyatının en parlak eserlerine eşit bir eser yaratmış oluyorlar. Ne Nizamî, ne Sadî, ne Câmî, ne de büyük İran şâirlerinden bir başkası bu derece şiir mükemmelliğine varabilmiştir. Bu eser Osmanlı şâirlerinde pek nâdir olan yaratılış orijinalliği, Divina Komedya’yı andıran ilhamı, yüksek hayâlleri, dilinin güzelliği ve nisbi sadeliği ile Osmanlı mesnevisini ve kendisinden önce ve ne de sonra henüz erişemediği bi¬ricik mevkii işgal etmektedir» denilmek suretiyle övülen Hüsn ü Aşk, Mesnevi edebiyatımızın son mükemmel eseridir.
Şeyh Galib sâdece Hüsn ü Aşk’ı ile değil, bir kısın gazelleri, tardiyyeleri, musammatları ile de gerçekten değerli, kudretli bir şâirdir. Şeyh Galib’i kendi açtığı vadide izleyebilen bir şâir de yetişmemiştir. Şeyh Galib’in, Nedîm gibi, hece vezniyle yazılmış bir şiiri de vardır.
GAZEL
Yine zevrak-ı derûnum kırılıp kenâre düştü
Dayanır mı şişedir bu reh-i seng-sâre düştü
O zaman ki bezm-i canda bölüşüldü kâle-i kâm
Bize hisse-i muhabbet dil-i pare pare düştü
Gehi zîr-i serde desti geh ayağı koltuğunda
Düşe kalka hasta-i gam der-i lûtf-i yâre düştü
Erişip bahara bülbül yenilendi sohbeti gül
Yine nevbet-i tahammül dil-i bî-karâre düştü
Meh-i bürc-i arızında gönül oldu hâle mail
Bana kendi tali’imden bu siyeh sitâre düştü
Süzülüp o çeşm-i âhû dedi zevk-i vasla Ya Hû
Bu değildi n’eyleyim bu yolum intizâre düştü
Reh-i Mevlevi’de Gaalib bu sıfatla kaldı hayran
Kimi terk-i nâm ü şâne kimi i’tibâre düştü




