Anasayfa / Edebiyat / Nedim

Nedim

EDEBİ KİŞİLİĞİ

Nedim’in ilk şiiri, annesinin mezar kitabesi için yazdığı şiirden de önce, kendisinin Gülşeni tarikatına mensup olduğunu gösteren bir tarihidir. III. Ahmed, Şehid Ali Paşa ve Nevşehirli Damat İbrahim Paşa için şiirler yazan ve özellikle paşanın kütüphane memurluğu sırasında devrin önde gelen şahsiyetleriyle yakından tanışma fırsatı bularak onlara düğün, bayram, zafer, sulh , doğum , helva sohbeti v.b vesilelerle birçok şiir sunan Nedim 18. yy Türk Edebiyatında şiirleriyle yeni bir çığır açan , kendinden sonraki Türk şairlerinde güçlü tesirler bırakan müstesna bir şahsiyettir.

 

Nedim’i zamanındaki şairlerle divan zihniyetine göre münekkit sayabileceğimiz şuara tezkirecileri, takdir etmişler, övmüşler, onda bir yenilik bulmuşlardır. Mesela Salim, onu  “Nedim-i taze- ze-ban” diye kaydeder ve fevkalade över.

 

           

İzzet Ali Paşa Nedim’in bir gazelini tanzir ederken son beyitte :

            Nev-zemin-i tazede eyle Nedim’e peyrevi

            İzzeta şi’rin biraz ham olsa da mani’ değil

Diyerek onun yeni bir çığır açtığını söyler.

           

Atıf ,

            Yeke-taz olmak Nedim-asa tekellüftür sana

            Atıfa pey-revlik eyle saha-i tanzirde

Beytiyle onun, vadisinde tek olduğunu, kabul eder .( Aynı kütüphane , T.Y 3154  , 16.a ).

 

           

Nedim’î hiç çekemeyen Osman-zade Taib’in “melik-iş şuara” olunca zamanının şairlerinden bahseden meşhur kasidesinde, onun adını bile anmaması, bütün bu takdirler karşısında hiçbir şey ifade etmez ve Nedim gerçekten hayal inceliği ve buluş yeniliği ile bu takdirlere layıktır.

 

Nedim ‘in şiirinin başlıca özellikleri şöylece özetlenebilir

1. "Nedim’in şiirinde zevk, neşe ve coşkunluk vardır. Hayatı hep tatlı, neşeli yanlarıyla görmüş; üzüntü, acı ve kederi şiirine sokmamıştır. Coşkun, ateşli yaradılışından gelen isteklerini, duygularını olduğu gibi söylemekten çekinmemiş, bu yüzden de samimiyeti eleştirilmiş ve şiirleri “müstehcenlikle” suçlanmıştır.

 

Bezm-i şarabdan geçemem doğrusu Nedim

İşret tabiatimce tarab meşrebimcedir.

 

Destide kadehte doyamam görmeğe bari

Ey gevher-i şeffaf senin mahzenin olsam

 

Aceb mi el ayak tutmazsa rindan-ı kadeh-keşde

Teb-i enduh-ı hecr ol na-tüvanı çok zaman tutmuş

 

 gibi beyitleri, içkiye düşkünlüğünü göstermektedir. Kaldı ki onun içkiye düşkünlüğünü ve bu yüzden illet-i irtiaşe düçar olduğunu Safvet     Tezkiresi haber veriyor . Safvet diyor ki :   

           

“Bin yüz altmışbir tarihinde mübaşiriyyet ile Siroz-ı firuza vürud eden şuara-yı asrdan Musib Efendi ile bir iki meclis görüşdüğümüzde rivayet ederdi ki Nedim gayet ayyaş olub bu mefhum ile ki

            Hased evkaatına ol arif-i alem-şinasın kim

            Elinden cam düşmez guşe-i mey haneden gelmez

Daima mütekeyyif-i keyf-i arak olduğundan bedeninden taravet zail ve illet-i irtiaş hasıl olmuş idi, sübhanallahil azim , bunun gibi sahib-zihn-ü zeka kimesneler kendülerin ta bu rütbe mehlekeye ilkaa etmek ne hikmetdir.’’

 

2.    Nedim şiire yaşadığı devrin hayatını sokmuştur. Şiirlerinde bütün olayları , güzellikleri, canlılığıyla o devir İstanbul’unun  yankıları görülür.Bu bakımdan Nedim İstanbul’u  şiirde yaşatan ilk şairdir.İki kaside nesibinde bu şehri konu ettiği gibi , o devrin gezinti ve eğlence yerleri olan Haliç ,  Kağıthane , Göksu , Hisar , Çubuklu ve buralarda yapılan Sadabad , Hurrem-abad, Husrevabad, Şerefabad , Feyzabad , Asafabad , Kasr-ı Cinan Kasr-ı necat gibi kasrlar ; Tavanlı , Nevpeyda , Cisr-i sürur adlarındaki köprüler , Hayrabad tekkesi , çeşmeler , hamamlar  , kanal ve havuzlar  hep İstanbul’dan birer parça olarak şiire girmişlerdir.

 

O tıfl-ı nazı gördüm gün  ruyuna hurşid eser etmiş

Haber-dar olmamıştım sonra bildim neylemiş nitmiş

 

Meğer zalim kaçup tenhaca Sa’d-abad’a dek gitmiş

Temaşa eylemiş alayını şevketlü Hünkarın

 

3.   15.yy da Necati Bey, Ca’fer Çelebi, Yahya Bey’le başlayan ve Edirneli Nazmi ile sürdürülen mahallileşme hareketi Nedim’de daha da gelişmiştir. Halk dilinde kullanılan kelime ve deyimler, adetler Nedim’in şiirinde daha çok ve ustaca kullanılmıştır. Baki’nin şiire soktuğu İstanbul şivesi artık Nedim’de şiir dili olmuştur. Nedim’in dili ince, nazik, kusursuz ve ahenkli bir İstanbul çelebisi dilidir.

Nedim’in Divanında hece vezniyle yazılmış iki koşma mevcuttur. Bu koşmalardan ilk tespit edileni ve “Nedim’in türküsü” diye meşhur olanı ;

 

                        Sevdiğim cemalin çünkim göremem

                        Çıkmasın hayalin dil-i şeydadan

                        Hak-i paye çünki yüzler süremem

                        Alayım peyamın bad-ı sabadan

                                               

Dörtlüğüyle başlar.

 

4.   Nedim’in şiirindeki en önemli özelliklerden biri  de Nedimane söyleyişidir. Bu , üzüntüden , dertten uzak bir dünya görüşüyle  şen , neşeli , coşkun söyleyiş biçimi  ona bir “Nedim Okulu” kuracak kadar taraftar kazandırmıştır. 17. yy sonu ile 18. yy başında Nabi’yi usta bilen ve onun düşünce tarzını benimseyen şairlerden çoğu Nedim yeni bir sesle ilk şiirlerini söylemeğe başlayınca, onun çevresinde toplanmışlardır. Yüzyılın sonuna kadar da bu iki şairin etkisi sürmüş, Sabit, Kami , Selim , Sami , Nahifi, Koca Ragıb Paşa  Nabi yolunu izlerken , Raşid , Seyyid Vehbi , Neyli ,Haşmet ve Fıtnat Hanım Nabi yanında Nedim tarzında da şiirler söylemişlerdir.İzzet Ali Paşa , Çelebizade Asım ve başka pek çok şair ise yalnız Nedim’i örnek almışlardır."

 

5.   Nedim, şiir lügati zengin olmayan şairlerdendir. Bulduğu bir imajı veya hoşuna giden benzetme unsurlarını tekrar tekrar kullanır. Onun asıl kudreti dili kullanmadaki ustalığında saklıdır. Konuşma dilinden gelen söyleyişleri kullanmadaki dehası ve ahengi sağlamadaki titiz işçiliği onu çağdaşlarından ayırır. Kafiye, redif ve vezin kullanımındaki başarısı şiirlerinde ritmik akışkanlığın sağlanmasında etkili olmuştur. Redif ve kafiye kullanımında geleneğe bağlı olan şairin ara sıra Türkçe kelime ve eklerle yaptığı kafiyelerdeki doğallık, daha önceki şairlerde az rastlanan bir özelliktir.

 

6.   Onun canlı hususiyetlerinden biride Arapça ve Farsça kelimeleri, Türkçede konuşulduğu  gibi kullanmasıdır. O, bu hususta ilk adımı atmış değildir. Buna Kamil’de ve diğerlerinde de rastlıyoruz. Fakat onda bu kaide kırıcılık biraz daha fazla. Mesela

 

Subuh sitaresi mi gerdeninde hal midir

 Olmaz sahın-ı tıraz-ı çemen lale olsa da

           

gibi teknik hataları onun divanında epeyce boldur.

 

 

7.   "Nedim şiirlerinde önceki asırların şairlerinde görülen tasavvufi derinlik ve zihni tasarruflara dayalı ustalık merakı yoktur. Sanki her şey kendiliğinden olmuş izlenimi verir. Bu durum, onun nazirelerinde, tahmis ve taştirlerinde daha açık biçimde görülür. "

     

"Bu müderris efendinin, bu şeriat mahkemesi naibinin, Peygamber’e bir tek na’tinin bile bulunmaması ruhi haletini bize pek güzel  gösterir. Damat İbrahim Paşa’dan lütuf isteyen Nedim, bu dünyada zevke medar olacağını duysaydı ve böyle bir ihtiyaç karşısında kalsaydı Peygamber’den de şefaat dilerdi. Hasılı Nedim, Kendini zevke vermiş, maddi zevki duymuş, bunu duyurmaya çalışmış bir şairdir."

 

 8.   "Edebiyatımızda 15. asırda başlayıp, önceleri murabba denilen, sade bir dil ile yazılıp pek derin hisleri aksettirmeyen şarkı, 18.  asırda kuvvetlenen mahallileşme cereyanı, o devrin zevk ve eğlence hayatı dolayısı ile gelişmiş, Nedim ile en büyük üstadını kazanmıştır. O tabiat tasvirlerine, o devrin giyiniş tarzına da yer verdiği şarkılarında hiçbir zaman bayağılığa düşmez. Hece vezni ile, sade, halk tabirleri , hatta yarım kafiye de kullanarak , yazdığı ve Mahmud Celaleddin Paşa’nın bestelediği meşhur türküsü de bulunan  Nedim’e şöhret kazandıran  , Dede Efendi v.b meşhur  musiki üstadları  tarafından bestelenmiş , bugün hala söylenilen  şarkı ve gazelleridir… Bunlarda bir çok divan şairleri gibi, hikemi ve sufiyane fikirlere veya Fuzuli’ninkiler gibi, derin aşk ıztırablarına pek yer vermemiş, tabiat güzelliklerini, her güzele karşı duyulan arzuyu, laubali bir tavır takındığı zaman bile  , bayağılığa düşmeden ,nükteli , mizahi , zarif bir surette dile getirmiştir."

 

9.  “Nef’i vadi-i kasaidde sühan-perdazdır” mısrasında kendisinin de itiraf ettiği gibi hiçbir vakit Nef’i gibi bir kaside-sera olamamıştır.

 

İnsan, gerçekten onun kasidelerinin övüş kısımlarını güç okur, zamanının takdir ölçüsüne ve aynı zamanda divan edebiyatının aşıladığı zevk düşkünlüğüne şaşar. Yalnız şunu da söyleyelim ki kasidelerinin girizgahlarında cidden muvaffak olur."

 

10. "Divan edebiyatı, bir nazireler edebiyatıdır da ve bu bu edebiyatın şairi, şiirlerinin ilhamını, her şeyden önce eski şairlerden ve onların divanlarından alır. Divan Edebiyatının bu hususiyetini Nedim’de de görmekteyiz. Nedim, eski ve yeni şairlerin yaptıkları gibi iyice okumuş , beğendiklerine cevaplar yazmıştır. Mesela ;

 

Her turasında bir şiken-i dil –rübası var

Her bir sikenc-i turada bin mübtelası var

                       

Gazeli,  Necati’nin

Şol dil-i rüba ki aşıka yüz bin cefası var

Hakka ki her cefasına bin bir vefası var

                       

Gazeline naziredir.

           

Nedim’in

                        Zerreveş dil pençe-i mihr-i dirahşanındadır

                        Can-u ten çün mevc dest-i kahr-ı umanındadır                    

gazeli ,Fuzuli’nin

           

                        Aşiyan-ı murg-ı dil zülf-i perişanındadır

                        Handa olsam iy peri gönlüm sening yanındadır                   

gazeline naziredir.

 

           

Yine Nedim’in

                        Vakt-ı gül-geşt-i çemen seyr-i kenar eyyamıdır

                        Lale faslı ıyd hengamı behar eyyamıdır                   

Gazeli, Kelim-i Eyyubi’nin,

 

                        İydi adhadır gelen ey meh safa eyyamıdır

                        Çık salın gel bezme kim ayş etmenin hengamıdır    

gazeline naziredir."

 

11.  "Kendisinden önceki Türk şairlerinden mesnevide Ata’i’yi , rübaide Haleti’yi , kasidede Nef’i’yi , gazelde  Baki ve Yahya’yı üstad saymakla pek isabetli edebi hükümlere varan Nedim , bir beytini de tazmin ettiği Baki’nin şiiri kendisine miras bıraktığını söyleyerek  öğünür."

          

Arap edebiyatına pek alaka duymayan, bir münasebet ile Buhturi , Mutanabbi , Ahtal’den bahseden Nedim’in Arapça şiirleri azdır ; Farsça kaide ve rubaileri de fazla yekun tutmaz . İran şairlerinden  Naziri , Zahir , Hakani ve Şaib’i medheder ; bilhassa birer beytini tazmin ile bir kaside ve müseddes yazdığı  Anvari ,ve Hafız’a Divan’ını okuduğu Cami’ye , Urfi’ye hayrandır.

 

12. Edebiyatımızın yüzünü batıya çevirmesiyle birlikte tevarüs ettiği geleneği sürdüren şairlerden, modern şiir tarzını oluşturmağa çalışanlara kadar geniş bir yelpazade Nedim’in etkisi devam etmiştir. 19. yüzyılın ilk yarısında Nedim’in en büyük takipçisi Enderunlu Vasıf’tır . Tanzimat Dönemi şairlerini de etkileyen Leskofçalı Galip, Nedim’in etkisinde kalan bir başka şairdir. Namık Kemal , Nedim’i Türk dilinin en büyük şairi sayar.

 

 Nedim ; Baki , Yahya , Bahayi , Vecdi ve Tıfli ile gelişen ifade güzelliğini , beyan nezaretini ve hayal inceliğini Neşati ve Naili ile beliren en muhayyel ve en güzel , tam bir ahenk , tam bir müzik halinde söyleyiş kabiliyetiyle birleştirmiş , hatta İran’da başlayan ve sonradan Galib’le bizde ilk ve son kudretini gösteren “Sebk-i Hindi” nin ilk nümunelerini vermiştir.Aynı zamanda divan edebiyatı kadrosunu biraz aşarak insani aşkı ve şehevi ihtirası , oldukça beliren  ve birer  muayyeniyet kazanan sevgilileri ve beşeri zaafı , ilahi bir tütsüyle buğulamadan ve olduğu gibi terennüm  ederek hayata yaklaşmış , bu yüzden de hayaline biraz hakikat çeşnisi katmıştır ki bugün bize , divan edebiyatının kusurlarını unutturacak kadar sevimli ve yakın gelmesinin sebebi de budur ve bundan dolayı mensub olduğu edebiyatın , mübalağasız en yüksek şairidir.

 

III. Ahmed, ve Nevşehirli Damat İbrahim Paşa için şiirler yazan ve özellikle paşanın kütüphane memurluğu sırasında devrin önde gelen şahsiyetleriyle yakından tanışma fırsatı bularak onlara düğün, bayram, zafer, sulh, doğum v.b vesilelerle birçok şiir sunan Nedim 18. yy Türk Edebiyatında şiirleriyle yeni bir çığır açan, kendinden sonraki Türk şairlerinde güçlü tesirler bırakan müstesna bir şahsiyettir.

 

  Nedim’î hiç çekemeyen Osman-zade Taib’in “melik-iş şuara” olunca zamanının şairlerinden bahseden meşhur kasidesinde, onun adını bile anmaması, bütün bu takdirler karşısında hiçbir şey ifade etmez ve Nedim gerçekten hayal inceliği ve buluş yeniliği ile bu takdirlere layıktır.

 

 "Nedim’in şiirinde zevk, neşe ve coşkunluk vardır. Hayatı hep tatlı, neşeli yanlarıyla görmüş; üzüntü, acı ve kederi şiirine sokmamıştır. Coşkun, ateşli yaradılışından gelen isteklerini, duygularını olduğu gibi söylemekten çekinmemiş, bu yüzden de samimiyeti eleştirilmiş ve şiirleri “müstehcenlikle” suçlanmıştır.

 

Bezm-i şarabdan geçemem doğrusu Nedim

İşret tabiatimce tarab meşrebimcedir.

 

Destide kadehte doyamam görmeğe bari

Ey gevher-i şeffaf senin mahzenin olsam

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir