23 Mart l876’da Diyarbakır’da doğdu. Babası Diyarbakır vilayeti evrak müdürü ve muhitinin aydın simalarından biri olan Mehmet Tevfik Efendi’dir. Babası vilayet gazetesinde muhabirlik yapan, modernleşme yolunda atılan adımlardan haberdar ve Namık Kemal hayranı bir kişidir. Ziya Gökalp’ın yetişmesinde babasının bu özellikleri etkili olur. Ziya Gökalp da Namık Kemal hayranı bir kişi olarak yetişir. İlk ve rüştiye mektebinden sonra Mülkiye İdadisini bitiren Ziya Gökalp Diyarbakır’daki eğitimden tatmin olmadığı için İstanbul’a gitmek ister. Bu arada İslam felsefesi, tasavvuf fen ilimleri ve Arapça derslerini ayrıca özel hocalardan ders alır. Ziya Gökalp bu arada felsefi anlayışlarındaki dalgalanmalar, yenilikçi fikirler ve pozitivist anlayışlar altında hummalı bir dönem geçirir ve intihara kalkışır. Ancak ölmez. İyileşince tekrar İstanbul’a gitmek ister. Ağabeyinin yardımıyla İstanbul’a gider ve Baytar Mektebi’ne kaydolur. Burada Tıbbiyelilerin kurduğu gizli bir cemiyete üye olur, ancak yakalanır ve dokuz ay hapis yatar. Daha sonra Diyarbakır’a sürgün gönderilir. Diyarbakır’da amcasının kızıyla evlenir.
1908 İkinci Meşrutiyet inkılabı üzerine Diyarbakır’ da İttihat ve Terakki şubesini açar. Dicle ve Peyman gazetelerinde yazılar yazar. 1910 yılında Selanik’te toplanan İttihat ve Terakki Cemiyeti kongresine Diyarbakır temsilcisi olarak katılır. Burada Ömer Seyfettin Ali Canip gibi milliyetçi gençlerle fikir alışverişinde bulunur. Bu tarihten itibaren etkin milliyetçilik çalışmalarına başlar. Genç Kalemler dergisinde milliyetçi şiir ve yazılar yazar. Bu arada sosyoloji dersleri okur, Emile Durkheime’in sosyolojiye dair eserlerini okur. Dar’ül-Fünun’ da sosyoloji kürsüsünü kurar ve sosyoloji dersleri vermeye başlar.
Birinci Dünya Savaşı sonunda İstanbul’un işgaliyle İttihat ve Terakki’nin İleri gelenleriyle beraber Malta’ya sürülür. Malta’da iken Milliyetçi fikirleri daha olumlu ve somut bir şekil kazanır. Vatancılık anlayışı somutlaşır.
Malta’dan 1912 yılında ayrılır ve Roma yoluyla İstanbul’a gelir. Ankara’ya geçer, Ankara’da maddi imkansızlık nedeniyle duramaz Diyarbakır’a gider. Diyarbakır’da, çıkardığı "Küçük Mecmua" adlı dergide Milli Mücadeleyi destekler. Türk Töresi ve Türkçülüğün Esasları isimli eserleri burada yazar. Milli Mücadele’den sonra II. Meclis’ e milletvekili seçilir. 25 Ekim 1924 tarihinde hastalanır ve ölür.
Türk edebiyatına şiir, manzum destan ve masal, nesir, ilmi- fikri makaleler ve kitaplar bırakmış olan bir fikir ve sanat adamıdır.
"Turan" adlı manzumesi kendinden sonraki sanat ve fikir adamlarını, sanat fikir ve düşünce bakımından etkileyen ve çığır açan bir şiirdir. Gökalp’ın Turan manzumesinden önceki hayatı, onun yetişme ve arayışlar dönemidir. Arayışlarını Turan manzumesiyle köklü bir şekle sokmuştur. Fikirlerindeki değişmeler memleketimizin o zamanki siyasi hadiseleri tam bilinmeden tenkit konusu olmuştur. Onun Turan manzumesi dönemine kadar olan dönemdeki anlayışı Osmanlıcı-Milliyetçi anlayıştır. Ancak
Ziya Gökalp’ ta edebiyat araçtır şiir veya nesrin bütün türleri onun fikir ve idealleri için birer araçtır. "Şuur devrinde şiir susar, şiir devrinde şuur susar" diyen Ziya Gökalp şiir için değil şuur için çalıştığını söyler. Böylelikle
Milli Edebiyat Cereyanı ile şiirler şerh ve sanat bulma yönünden açık hale gelir. Çünkü bu dönemden itibaren dil açık ve sadedir. Sanat şiirde süs olsun diye değil, şiirin daha açık ve kalıcı olması için kullanılır önemli olan şiirin şerhi ve sanatların bulunmasından çok, şiirin etkisinde kaldığı fikir ve görüşlerin bilinmesi ve bunların çerçevesi içersinde incelenmesi önem kazanmıştır.
Turan manzumesi nazım şekli olarak şekli belli olmayan başlı başına bir nazım şeklidir. Şiir, şekilden çok muhteva bakımından dikkat çekicidir. Şiirdeki mısralar mana olarak son mısrada tamamlanır. Şiiri açıklayabilmek için devrin siyasi halini ve olaylarını bilmek gerekir. Bu manzume bir yönden Avrupalı tarihçilerin eski cihangirler hakkındaki taraf tutucu görüşlerine karşı bir isyandır.
Şiirde şairin gönlüne ilham edilen Turan’dır. Turanı ne olduğu söyleniyor ama neresi olduğu söylenmiyor. Turan, şaire göre "büyük ve ebedi olan bir ülkedir".Şiirde Şair iki idealin peşindedir: 1-Türkün, ilim aleminde layık olduğu yerinin almasını sağlamak, 2-Türklerin tümünü tek bayrak altında toplayan Turan’ da yaşamalarını sağlamak. Ziya Gökalp bu iki ideali gerçekleştirmek için gereken bütün işlerin programını yapmaya çalışmıştır. Türkçülüğün esasları adlı kitabı bu ideallerin programıdır.
Ziya Gökalp’ın
Bir dilde eğer lehçe seviyesinde farklılıklar meydana gelirse aynı milletin çocukları farklı coğrafyalarda birbirini anlamaz ve milli birliğin dağılmasına sebep olabilir. Bu nedenle Türkçüler, Türkler arasındaki dil birliğine ehemmiyet vermişlerdir. Türkçülere göre bir milleti millet yapan, en başta gelen bağ ve mefkure birliğidir. Ama Gökalp "Lisan" adlı şiirinde bunu dil olarak gösterir. Tanzimat sonrasında sevilen bazı kelimeler vardır. Mesela: Tanzimat, Islahat, Meşrutiyet, Cedit gibi Milli Mücadele yıllarında ise daha çok milli kelimesiyle kurulan ifadeler vardır. (Hakimiyet-i Milliye, Misak-ı Milli, İrade-i Milliye gibi) Cedit kelimesi de bu dönemden itibaren yerini "Yeni" kelimesine bırakır. (Yeni Adam, Yeni Mecmua, Yeni Hayat gibi) Yeni kelimesiyle eski yaşam tarzından yeni bir yaşayış tarzına geçiş anlatılır. Ölçü ise muasır medeniyet ölçüleridir.
Ziya Gökalp ferdiyetçi olmayan, toplumu esas alan bir anlayışla vazifeyi yani milletin hakkını önemseyen bir anlayışı benimsemiştir. Gökalp’ın içtimaiyyattaki sistemi "İçtimai Mefkurecilik" sistemidir. Onu bu bakımdan Emile Durkheim’nin içtimai mektebine mensup bir mütefekkir olarak düşünmek lazımdır. Ancak Gökalp’ın bu içtimai mefkureciliğe temas ve onu izah eden görüşlerinde geniş ölçüde bir milliyetçilik vardır. "Gözlerimi kaparımı Vazifemi yaparım" şiirinde ideal uğruna büyük teslimiyet göze çarpar.
Fert olarak kinden kaçınılmasını, ancak milli amaçların, faydaların yerine getirilmesini ister. Fert olarak sessiz, sakin ama millet menfaatlerinde coşkun bir dalga gibi olunmalıdır.
Osmanlı Devleti’nin parçalanma sürecinde yeni bir ulusal kimlik arayışına girdi. Düşüncesinin temelinde, Türk toplumunun kendine özgü ahlaki ve kültürel değerleriyle, Batı’dan aldığı bazı değerleri kaynaştırarak bir senteze ulaşma çabası yatıyordu. "Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak" diye özetlediği bu yaklaşımın kültürel öğesi Türkçülük, ahlaki öğesi de İslamcılıktı. Uluslararası kültürün yapıcı öğesinin ulusal kültürler olduğunu savundu. Saray edebiyatının karşısına halk edebiyatını koydu. Batı’nın teknolojik ve bilimsel gelişmesini sağlayan pozitif bilim anlayışını benimsedi. Dini, toplumsal birliğin sağlanmasında yardımcı bir öğe olarak değerlendirdi. Toplumsal modeli, Emile Durkheim’in teorik temellerini kurduğu "dayanışmacılık" temelinde şekillendi. Bireyi temel alan liberalizm ile çatışmacı toplumu temel alan Marksizm’e karşı mesleki örgütleri temel toplum birimi olarak kabul eden solidarizmde karar kıldı. Toplumsal ve siyasi görüşlerini anlattığı sayısız makale yazdı. "Türkçülük" düşüncesini sistemleştirdi. Milli edebiyatın kurulması ve gelişmesinde önemli rol oynadı.
"Köy" Yeni Hayat adlı şiir kitabında yazılmış bir şiir. Yeni edebiyat döneminde köye, köy insanına yönelme oldukça karışık bir meseledir. Köye yönelişte karşımıza oldukça farklı anlayışlar çıkar. Köyün zorluk içinde olan yönlerini dile getiren eserler de verilmiştir. Bu şekildeki anlayışta köylünün hiçbir değerine önem verilmemekle beraber, köyün hep kötü tarafları nazara verilmektedir. Gökalp’ın köye ve köylüye bakışı ise; O Vatan şiirindeki ekonomik bağımsızlığı köylü için de ister. Köylüyü kendi efendisi olan, hiç kimse için çalışmayan, askerlik görevini yapan, ümmi olmayan, dostunu düşmanını bilen bir vaziyette görmek isteyen bir anlayışa sahiptir.
"Kadın" adlı şiiri de Yeni Hayat adlı şiir kitabında yer alır. Ziya Gökalp’ın kadına bakışı; kadının dertleri ve haksızlığa uğratıldıkları noktalarındadır.
Ziya Gökalp düşündüğü sistemde aileye çok önem verir. "Aile" adlı şiirinde kadın ya eş, ya anne, ya kardeş veya kız olarak görülür. O aileyi devletin esası olarak görür. Eğer kadın vazife ve mesuliyetleri açısından eksik yetiştirilirse topluma zararlı olur. Bu yüzden kadın eksik bırakılmamalı, eğitilmelidir. Bu görüş devrin iki büyük şairi T. Fikret ve M. Akif’te de bu yöndedir. Ailenin de sağlam bir yapıya sahip olabilmesi için nikah, talak ve mirasta eşitlik olması gerektiği düşüncesindedir.
Tanzimat sonrası Türk edebiyatında fikir hayatının münakaşa ettiği kavramlardan biri medeniyettir. Medeniyet etrafında o dönemde şu fikirler göze çarpar: Medeniyet ya hep alınır, ya da hiç alınmaz. Medeniyet alınacaksa her yönüyle alınmalı. (T. Fikret, Abdullah Cevdet vs.) Avrupa medeniyetini alalım. Ama bizim milli ve içtimai yapımızı bozmayacak şekliyle alalım. Bunu iddia edenler de daha çok ilim ve teknoloji alınmalı, kültür milli kalmalı der. (M. Akif, Z. Gökalp vs.) Batı medeniyetini hiç kabul etmeyenler.
Ziya Gökalp’ın "Medeniyet" adlı şiiri ikinci anlayış çerçevesinde yazılmıştır.
"Sanat" Yeni Hayat adlı şiir kitabında yer alan bir şiirdir. Z. Gökalp, Recaizade M. Ekrem’in yaptığı gibi şiirimize yeni edebiyat döneminde istikamet vermiştir. Her ikisinin ortak özelliği şiirde teorik olarak başarılı olmaları ve uygulamayı başkalarına bırakmalarıdır.
Z. Gökalp’ın "Altun Işık" adlı kitabında nesir- nazım, nesir sadece nazım olan masallar vardır. Bu şiirlerin bir özelliği, Z. Gökalp halka yönelmek istediği için- bu masalların kaynağının halk ve halk edebiyatı olmasıdır. Halk kültüründen birçok kavram ve kelimeyi aydınlar edebiyatına sokmuştur.
________________________________________
ESERLERİ
Kızıl Elma (1914)
Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak (1918)
Yeni Hayat (1918)
Altın Işık (1923)
Türk Töresi (1923)
Doğru Yol (1923)
Türkçülüğün Esasları (1923)
Türk Medeniyet Tarihi (1926, ölümünden sonra)




