Türk Edebiyatında ilk uzun mesnevî 11. yüzyılda Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig adlı eseridir… Bu eserin yapısına bakıldığında uygun yerlere dörtlükler yerleştirilmiş, sonunda da kasideye benzer parçalar konulmuş, 6645 beyitten oluştuğu görülür.
Başında münâcât, nât ve eserin sunulduğu Tabgaç Buğra Han’a övgüler ile başlar. Bu yapısına bakıldığında eksiksiz bir mesnevî örneği görmemiz mümkündür…
Anlamı üzerinde iki görüş belirtilmektedir: "kutlandıran bilgi" -burada "kut" kelimesiyle "devlet"e dikkat çekilir. Diğer anlamı ise "mutluluk veren bilgi"dir, burada ise mutluluğun bu bilgilerden geçtiğine dikkat çekilir. Tahminen 1069 yılında Yusuf Has Hacip tarafından tamamlanarak, Karahanlı Devleti hakanı Tabgaç Buğra Kara Han’a sunulmuştur.
Türk-İslam edebiyatının bilinen ilk Türk eseridir. Edebî bakımdan olduğu gibi dil bakımından da Hakaniye Türkçesi adı verilen lehçede yazılan ilk eserdir. Kitabın yazıldığı dil, konuşma dili değil,resmî yani yazı dilidir.
Mesnevi türünden yazılmış ilk eser,
İlk siyasetname örneği,
Türk Edebiyatında İslamiyet’e Geçiş Dönemi sürecinde verilmiş olan ilk eser,
Hakaniye Lehçesi ile yazılmış olarak bilinen ilk eser.
Eserde Türk kültürünün yanında İran kültürü etkisinde de kalınmış olduğu görülmektedir:
Has Hacip’in eseri Firdevsî’nin Şehnâme’siyle aynı vezinde yazmıştır.
Eser iki farklı alfabe ile yazılmıştır: Uygur alfabesi ve Türklerin Araplardan etkilenmesi sonucu kullanmaya başladığı alfabe.
Mesnevi şeklinde yazılmış olup son bölümü kaside olarak kaleme alınmıştır.6299 beyit,173 dörtlük ile birlikte 13.290 dizeden oluşmaktadır. Dörtlükler, milli unsuru teşkil eder.
Kitabın iki önsözü bulunmaktadır, eser ve yazar hakkında, yazılış amacı hakkında bilgi verir, şöhretini anlatır. Önsözler hem nesir hem de nazım olarak kaleme alınmıştır.
Saf dil kullanılmış olmakla birlikte kullanılan kelimeler dikkat çeker. İslam ve İran kültürü kokan eserde Arapça ve Farsça kelime sayısı yüzü bulur. Eserde İslamiyet’in etkisiyle kullanılmış olan kelimeler bulunmaktadır, fakat bir tane "Allah" kelimesinin geçmemesi de dikkat çekicidir. Bunun yerine Has Hacip, Türk geleneğinde kullanılan "Tanrı","Ugan","Bayat" kelimelerini kullanmayı tercih etmiştir."Peygamber" kelimesi yerine de yine Türk geleneğinden gelen "Yalvaç","Savcı" kelimeleri kullanılmıştır.
Sonuç olarak, burdan çıkarılacak düşünce, büyük olasılıkla Has Hacip’in bu eserde Türk-İslam geleneklerinin sentezini yapmış olmasıdır. Eserdeki "Tengri Teala" (Tengri: Türkçe kökenli, Teala: İslam kökenlidir.) tamlaması bu fikri adetâ doğrulamaktadır.
Kutadgu Bilig,söyleşi havasında,münazara niteliğinde yazılmıştır.Eser,"dört ana direk" üzerine kuruludur,dört ana kavram kişileştirilerek "dört kahraman" ortaya çıkartılmıştır.Dört karakter,sahnesiz bir tiyatrodaymış gibi,ikili konuşmalar yapmaktadır.Karakterler:
Kün-Togdı (hükümdar): köni törü (Adalet)
Ay-Toldı (vezir): kut
Ögdülmiş (vezirin oğlu): ukuş (Akıl)
Odgurmış (vezirin kardeşi): âkıbet (hayatın sonu)
Bu dört kişi, eserde kendi aralarında konuşarak,kişi ve devlet hayatı ile sosyal hayatın düzeni için gerekli olan görgüleri, bilgileri ve "erdem"leri ortaya koyar ve bunların nasıl elde edileceğini söylerler.Amaç:ideal ve iyi bir toplum ve devlet hayatıdır.Okuyucu bu konuşmaları okuyarak ihtiyaç duyduğu ve onu "mutluluğa götürecek" olan bilgileri elde eder.
Has Hacip’in "Ay Toldı" ve "Ögdülmiş" karakterlerinde kendini tasvir ettiği görüşü yaygındır.
Eserde vurgulanan erdemler, bilgiler, sosyal hayat ve devlet hayatı, her ne kadar eser türlü kültürlerden etkilenmiş olsa da Türk kültürünün ve Türk yaşayışının sonucu olarak kaleme alınmıştır. İyiliğe yönelten sözler de tüm dinlerin eve felsefelerin sentezi olarak karşımıza çıkarılmıştır.
Eser, bulunduğu döneme dair pek çok ipucu verir, ayrıca istenen, ideal hayatın yaşanması için de ışık tutar. Her ne kadar Has Hacip bu eseri bir devlet adamına ithaf etmişse de, bir istek ya da emir üzerine yazılmış olduğunun bir kanıtı yoktur.Yaşadığı dönemde karşılaştığı devlet ve toplum düzeninin bozulması,bozulmaların nedeni ve tekrardan toparlanmanın anahtarları üzerine düşünülerek,"ideal"e ulaşmak için eleştiri olarak yazmış olması muhtemeldir.Eserin sonunda yer alan "Zamanın bozukluğunu ve dostların cefasını söyler." cümlesi bunu doğrular niteliktedir.
Geçmişle bağlantı kurularak ideal geleceğe ulaşma çabasının ve bilinen, pratikte yaşanan Türk geleneğinin "kitaplaştırılma" aşamasının sonucudur…




