5. yüzyılda Maveraünnehr ve Horasan’da altın çağını yaşamış olan Çağatay edebiyatının en büyük şairi Ali Şir Nevayi’dir. 1441-I501 yılları arasında yaşamış olan Ali Şir Nevayi, yalnız Çağatay edebiyatının değil, aynı zamanda bütün Türk edebiyatının en büyük şairlerinden biridir. Herat’ta doğmuş olan Ali Şir Nevayi’nin babası dönemin devlet adamlarından Kiçkine Bahadır’dır. Kiçkine Bahadır,devlet adamlığının yanı sıra şair ve bilgin olan aydın bir kişidir. Nevayi, çocukluk ve gençlik dönemlerinde iyi bir öğrenim görmüş, dönemin hükümdarı Hüseyin Baykara ile birlikte okumuştur. Hüseyin Baykara 1470 yılında tahta geçince, Nevayi’yi de saraya almış ve ona divan beyliği vermiş, onu siyasi ve idari işler danışmanı olarak atamıştır.
Eserleri ve Edebi Kişiliği
Nevai , çok yanlı ve çok eser vermiş bir sanatçıdır. Sayıları otuzu aşan Türkçe ve Farsça eser yazmıştır. Türkçe şiirlerinde Nevayi, Farsça şiirlerinde ise Fani mahlasını kullanmıştır:
Türkçe Divan: Ali Şir Nevayi’nin Türkçe yazdığı en eski şiirlerinin toplandığı ilk divanı Bedayiü’l-Bidaye adını taşır. Nevayi bu divanı Hüseyin Baykara’nın isteği üzerine düzenlemiştir. Sanatçının daha sonraki şiirleri ise dört Türkçe divan içerisinde toplanmıştır. Ali Şir Nevayi’nin Türkçe divanlarının her biri ayrı adlar almıştır. Garaibü’s Sıgar (çocukluğun gariplikleri ) Nevadirü’ş-Şebap (Gençliğin nadir şiirleri) Bedayiü’l Vasat ( Orta yaşlılılığın güzelliklerini ihtiva eden şiirler ) ve Fevaidü’l-Kiber (yaşlılığın faydalı şiirleri) bu divanlara verilen adlardır. Aslında bunlara, büyük bir divanın dört ayrı bölümü de diyebiliriz. Zaten kendisi de dördünü bir araya getirerek Hazainü’l-Me’ani adını vermiştir.
Hamse: Ali Şir Nevayi’nin hamsesi Hayretü’l-Ebrar, Ferhad u Şirin, Leyla vü Mecnun, Sedd-i Sikenden (iskenderi), Seb’a-i Seyyare adlarını taşıyan mesnevilerden meydana gelmiştir. İslami edebiyatların çift kahramanlı ortak aşk hikayelerinden olan Ferhad u Şirin’i Nevayi, İranlı şair Nizami’nin aynı adlı eserinden esinlenerek yazmıştır. Edebiyatımızda daha çok Hüsrev ü Şirin adıyla yaygın olan bu mesnevide ağırlık Nevayi’ninkinde Hüsrev yerine Ferhad’a verilmiştir.
Mecalisü’n-Nefais: Türk edebiyatında varlığı bilinen ilk şuara tezkiresi olması bakımından önemlidir. Nevayi bu biyografik eseri Molla Cami’nin Baharistan’ı ile Devletşah tezkiresini örnek alarak sekiz bölüm halinde yazmıştır. Her bölüme meclis adı verilmiştir. Bu tezkire 16. yüzyıldan itibaren Anadolu’da yazılmaya başlayan şuara tezkirelerine örnek olmuştur.
Lisanüt-Tayr : Ali Şir Nevayi , Feridüddin-i Attar’ın Mantıku’t-Tayr’ını; Lisanü’t-Tayr adı ve eklemelerle Çağataycaya çevirmiştir.
Hadis-i Erbain Tercümesi: Ali Şir Nevayi, Molla Cami’nin Hadis-i Erba’in ( kırk hadis ) adlı hadis kitabını dörtlükler halinde Farsçadan Çağataycaya çevirmiştir.
Muhakemetü’l-Lügateyn: Nevayi’nin Farsça ile Türkçeyi dil özellikleri bakımından karşılaştırarak Türkçenin kelime hazinesinin zenginliği ve anlam inceliklerini ifade etme kabiliyeti bakımından Farsçaya olan üstünlüğünü savunduğu ünlü eseridir. Nevayi’nin anadili konusundaki duyarlılığını göstermesi bakımından önemlidir.
Mahbubü’l-Kulub: Sanatçının sosyal konulara değindiği, ahlak kitabı niteliğindeki önemli bir eseridir. Eserde, Nevayi’nin kişilik özellikleriyle ilgili bazı bilgiler de yer alır.
Nesayimü’l-Mahabbe ; Molla Cami’nin velilerin, ermişlerin yaşam öykülerini anlattığı Nefahatü’l-Üns adlı eserinin Çağataycaya çevirisidir.
Mizanü’l-Evzan: Nevayi, şiirin teorisiyle de ilgilenmiştir. Nevayi’nin Mizanü’l-Evzan adlı eseri şiirle ilgili teorik bilgiler veren bir eserdir. Türklerin kullandığı nazım şekillerini içermesinin yanısıra, ayrıca vezinlerden, aruz kalıplarından da söz eder.Nevayi’nin başka eserleri de bulunmaktadır. Bunlar arasında Münşeat, Nevayi’nin dönemi ve kendisi hakkında bazı bilgilere yer veren mektuplardan meydana gelmesi bakımından örsmlidir.
Ayrıca Tarih-i Müluk-ı Acem ve Tarih-i Enbiya ve Hükema tarihi konulu eserlerindendir. Nevayi’nin Orta Asya’da ürünlerini veren Türk dilinin gelişmesinde büyük katkısı olmuştur. O, daha hayattayken, ünü ve eserleri Türk ülkelerine yayılmış bir sanatçıdır. Çağatayca yazmış olan bütün şairleri Nevayi’nin sanatı ve şöhreti geride bırakmış ve Nevayi’den sonra Çağatayca, "Nevayi dili" olarak anılmıştır.
Ayrıca, sanatçının gerek kendisinden sonra yaşamış olan Çağatay, gerekse Azeri ve Osmanlı sanatçıları üzerindeki etkisi yüzyıllar boyu sürmüştür. Öyle ki, kendisine nazireler yazan şairler olduğu gibi, ayrıca onun eserlerini okuyup anlamak için Çağatayca-Türkçe, Çağatayca-Farsça sözlükler de yazılmıştır.
Ali Şîr Nevâî, Türkçeyi yüksek bir sanat dili halinde işlemeye çalışan, bu görüşü savunan ve Türk diline değer kazandıran üstün bir bilgin ve devlet adamıdır.
1441’de Herat’ta doğdu. Babası Timur’un meliklerinden Sultan Ebû Said’in veziri Kiçkine Bahşi idi. Ali Şîr Nevâî’nin ilk eğitimini babası verdi. Daha sonraki eğitimine Horasan ve Semerkant’ta devam etti. Sultan Hüseyin Baykara ile okul arkadaşı idi. Hatta okurken unutmamak üzere sözleşmişlerdi.
Sultan Hüseyin Baykara, Herat’ta yönetimin başına geçince, sözleştikleri gibi Ali Şîr Nevâî’yi aradı. Onun Semerkant’ta olduğunu öğrendi ve Maveraünnehir meliki Ahmed Mirza’ya bir mektup yazarak Ali Şîr Nevâî’yi kendisine göndermesini istedi. Ali Şîr Nevâî, Ahmet Mirza’nın adamları tarafından Herat’a götürüldü. Sultan Baykara onu önce mühürdar yaptı. Daha sonra vezirlik görevine tayin etti.
Görevi sırasında bol bol kitap okumak, ilim çevreleriyle sohbet etmek ve araştırma yapmak imkanı bulan Ali Şîr Nevâî, bir süre sonra yaptığı işten sıkılmaya başladı. İstifasını Hüseyin Baykara’ya sunduysa da kabul edilmedi. Aksine Esterebad Valiliği’ne tayin edildi. Ali Şîr Nevâî, valilik görevinde fazla durmadı ve 1490 yılında ayrıldı.
Ali Şîr Nevâî’nin ailesi çok zengindi. Onun için devletten hiç maaş almadığı gibi devlete yardım da etti. Ali Şîr Nevâî topluma ve insanlığa hizmet etmekten büyük sevinç duyardı. Bu düşünceden hareketle çeşitli vakıflar kurdu.
Valilik görevinden ayrıldıktan sonra bilim ve sanat konularında yoğunlaşan Ali Şîr Nevâî, 1501 yılında doğduğu şehir olan Herat’ta vefat etti.
Şiirlerini Türkçe ve Farsça yazan Ali Şîr Nevâî, Arapçayı da çok iyi öğrenmişti. Meşhur ilim adamlarından Molla Cami, onun şiir arkadaşlarındandır. Kaşgarlı Mahmut’tan sonra Türk diline en büyük hizmet eden kişi olarak tanınan Ali Şîr Nevâî, Muhâkemetü’l-Lügateyn adlı kitabında Türkçe ile Farsçayı karşılaştırarak pek çok yerde Türkçenin üstünlüğünü savunmuştur. Ali Şîr Nevâî, bu kitabını Türkçeyi bırakarak eserlerini Farsça verenlere ithafen yazmıştır. Ali Şîr Nevâî, Türkçe yazdığı şiirlerinde Nevâî, Farsça yazdığı şiirlerinde ise Fanî mahlaslarını kullanmıştır.
Ali Şîr Nevâî’nin dördü Türkçe, biri de Farsça olmak üzere beş ayrı divanı vardır. Türkçe divanlarının genel adı Hazâinü’l Maânî’dir. Türkçe divanlarını, Garâibü’s-Sağîr, Nevâdirü’ş Şebâb, Bedâyiü’l-Vasat ve Fevâidü’l-Kiber adları altında yazmıştır.
Beş mesnevisinden meydana gelen Hamse’si ile Türk edebiyatına ilk hamse yazan Ali Şîr Nevâî’nin divanlarından hariç 18 ayrı eseri daha vardır.
Bunlar sırasıyla şunlardır:
Hayretü’l-Ebrâr, Ferhat ve Şirin, Leyla ve Mecnun, Seb’a-i Seyyârem, Sedd-i İskender, Lisânü’t-Tayr, Muhâkemetü’l-Lügateyn, Mecâlisü’n-Nefâis, Mîzânü’l-Evzân, Nesâimü’l-Mehabbe, Nazmü’l-Cevâhir, Hamsetü’l-Mütehayyirîn, Tühfetü’l-Mülûk, Münşeât, Sirâcü’l-Müslimîn, Tarihu’l-Enbiyâ, Mahbûbü�l-Kulûb fi’l-Ahlâk, Seyfü’l-Hâdî ve Rekâbet-ü’l-Münâdî.
Ali Şîr Nevâî’nin eserleri hem yazıldıkları devirde, hem de daha sonra bütün Türk dünyasında zevkle okunmuş, pek çok ünlü Türk şairi onu örnek almış, ona övgü yazmıştır. XV. yüzyılda yaşamış büyük Osmanlı Şairi Ahmet Paşa, XVI. Yüzyılda yaşamış ve Azeri lehçesiyle yazmış ünlü Fuzûlî, Ali Şîr Nevâî’den etkilenmişlerdir.
Bir çok Osmanlı aydını, bu arada Yavuz Sultan Selim, Nevaî’nin hayranı idiler. XVIII. yüzyılda büyük divan şairimiz Nedim bile Ali Şîr Nevâî dilinde (Çağatay lehçesinde) şiirler yazmıştır.
Türkiyeli pek çok şair Ali Şîr Nevâî’nin şiirlerine nazireler söylemişlerdir. Bu tesir Tanzimat sonrasında bile kendini göstermiş, Ziya Paşa’nın Harâbât adını taşıyan üç ciltlik antoloji eserinde Ali Şîr Nevâî’nin şiirlerine önemli bir yer verilmiştir.
Günümüzde yayınlanan bütün edebiyat tarihlerinde de Ali Şîr Nevâî, ilmi, irfanı, sanatı, Türkçülüğü ve olumlu tesirleriyle övülür.
Burada bütün hayatını Türkçenin tanıtımına vakfetmiş olan Ali Şîr Nevâî’nin özellikle Muhâkemet-ül-Lugateyn adlı eserinden bahsetmek, onun Türk dili hakkındaki düşüncelerini yansıtmak açısından yararlıdır.
Ali Şîr Nevâî’nin Muhâkemet-ül-Lugateyn adlı eseri, bu günkü yazımızla küçük boy bir kitabın 50 sayfasını ancak doldurur. Fakat hacim bakımından küçük olan bu kitap, muhtevasının değeri ile deryalar kadar büyüktür.
İşte Muhâkemet-ül-Lugateyn’den bazı cümleler:
… Nazım bahçesinin şakrak bülbülü, Nevaî mahlasını alan Ali Şir (Allah günahlarını yargılasın ve ayıplarını kapatsın) şöyle arz eder:
Söz bir incidir ki onun denizi gönüldür ve gönül bütün anlamları kendisinde toplar. Nitekim denizden cevherleri dalgıçlar çıkarır ve onlara mücevherciler katında değer biçilir. Gönülden söz incileri çıkarma şerefine erenler de (dalgıçlar da) bu işin mütehassısıdırlar. O inciler bu mütehassıslar ağzında canlanır, nisbetlerine göre yayılır ve ün kazanırlar. İnciler değer bakımından çok farklı olurlar. Bir tümenden yüz tümene kadar (bir liradan binlerce liraya kadar) olanları vardır. Elden ele geçen ucuz incilerle, sultanların kulaklarına küpe olan incilerin değerleri bir mi?
… Şöyle bilinir ki, Türk Farstan daha keskin zekalı, daha anlayışlı, daha saf, daha pek yaratılışlıdır. Fars ise ilimde ve gayret sarfıyla elde edilen bir anlayışta daha olgun ve derin görünüyor. Bu hal Türklerin doğru, dürüst, temiz niyetinden, Farsların da fen ve hikmetinden belli oluyor… Ve lakin, Türk ve Fars dilleri arasındaki kusursuzluk veya noksanlık bakımından çok büyük farklar vardır. Söz ve ibarede, kelimelerin anlam ve kavramında, Türk Farstan üstündür. Türkün öz dilinde öyle incelikler, güzellikler, sanatlar vardır ki inşallah yeri gelince gösterilecektir…
… Türkün Farstan daha üstün, daha kabiliyetli, daha açık ve parlak olduğunun şundan kuvvetli delili olur mu: Bu iki milletin gençleri, ihtiyarları, büyükleri, küçükleri arasında kaynaşma aynı derecededir. Alış-verişleri, işleri, güçleri, düşüp kalkmaları, oturup durmaları, birbirinden hiç farklı değildir. Aynı hayat şartları içinde yaşarlar… Böyle olduğu halde Türklerin hepsi Farsçayı kolayca öğrenir ve konuşur. Oysa Farsların hiç biri Türkçe konuşamaz. Yüzde, belki binde biri Türkçe öğrenir ve konuşursa da, onun Türk olmadığı daha ilk sözünden belli olur… Türkün Farstan kabiliyetli olduğuna bundan daha kuvvetli tanık olamaz ve hiçbir Fars bunun aksini iddia edemez…
… Fars dili yüksek ve derin konuları anlatmada yetersizdir. Çünkü Türkçenin oluşumumda ve konularında pek çok incelik, özgünlük vardır. İnce farklar, en uçucu kavramlar için bile kelimeler yaratılmıştır ki bilgili kimseler tarafından açıklanmazsa kolay anlaşılamaz.
… Türkün bilgisiz ve zavallı gençleri güzel sanarak, Farsça şiirler söylemeğe özeniyorlar. İyi ve etraflı düşünseler, Türkçede bu kadar genişlikler, incelikler, derinlikler ve zenginlikler durup dururken, bu dilde şiir söylemenin ve sanat göstermenin daha kolay, şiirlerinin daha beğenilir olacağını anlarlar.
Eserleri
Hazâinül Maânî
Garâibüs-Sağîr
Nevâdirüş Şebâb
Bedâyiül-Vasat
Fevâidül-Kiber
Hayretül-Ebrâr
Ferhat ve Şirin
Leyla ve Mecnun
Seba-i Seyyârem
Sedd-i İskender
Lisânüt-Tayr
Muhâkemetül-Lügateyn
Mecâlisün-Nefâis
Mîzânül-Evzân
Nesâimül-Mehabbe
Nazmül-Cevâhir
Hamsetül-Mütehayyirîn
Tühfetü lMülûk
Münşeât
Sirâcül-Müslimîn
Tarihul-Enbiyâ
Mahbûbül-Kulûb fil-Ahlâk
Seyfül-Hâdî
Rekâbet-ül-Münâdî




