TARDİYE –II Şeyh Galip
Yek nazrede kıldın ey yüzü gül
Ayinemi aftâbe-i mül
Geçdi bana neş’e-i tegâfül
Hem eyle hem eyleme tenezzül
Dil hanesi câ-yı işretindir
Bir şû’lesi var ki şem’-i cânın
Fânûsuna sığmaz âsmânın
Bu sîne-i berk-âşiyânın
Sînâ dahi görmemiş nişânın
Efrûhte-i inâyetindir
Şeh-bâz-ı dil oldu evc-pervâz
Kim sayd-ı hümâya eyleyib nâz
Zülfünde de olmaz âşiyan-sâz
Afv eyle ki şeh-i felek-tâz
Perverde-i dest-i himmetindir
Bir âleme olmuşum ki vâsıl
Şeb-nemleri mihr ile mukâbil
Yok pertev-i mihre anda hâil
Nezdik ü baidi özge menzil
Kim firkatın ayn-ı vuslatındır
Açıldı der-i harîm-i ma’nâ
Bir suret olub hezar da’vâ
Esrar-ı hafî hep oldu peydâ
Bildim ki bu cümle şûr ü gavgâ
Gavgâyı sever bir âfetindir
Ey arş-kemal ü meh-sitâre
Olmak n’ola düşmen-i nezâre
Gâlib sana oldu pâre pâre
Bir hâne-harâb imiş ne çâre
Dam-ı reh-i mihr-i tal’atindir
AÇIKLAMASI:
1. Ey gül yüzlü! Bir bakışta gönlümü şarap kabına döndürdün. Sendeki kayıtsızlık neşesi bana da geçti. Artık gerek tenezzül et, gerek etme; gönül evi senin işret edeceğin (şarap içeceğin) yerdir.
Sevgilinin, bir bakışıyla şairin gönlünü şarap kadehine döndürmesi, onu bir kaptaki şarap gibi ışıl ışıl yanar ve bu duruşu ile türlü sarhoşlukların mayasını taşır bir hale getirmesi demektir. Nitekim, üçüncü mısrada da şarabın eseri olan neş' e kelimesi kullanılmış. Sevgilideki tegafül (umursamazlık) neş' esi, kendisini sevenin elemini bilmez görünmekten, aldırmazlıktan, vefasızlıktan ileri gelmektedir. Şair de, onun bir bakışıyla her şeyi unutuyor, onun gibi kayıtsızlanıp neşeleniyor ve bu, coşkunlukla dolu gönlünü bir meyhaneye benzeterek sevgiliyi de orada neşesini arttırmağa, tazelemeğe davet ediyor.
2. (Bağrımda yanan) can mumunun öyle bir şulesi var ki, gök kubbe denen fanusa sığmaz. Yıldırımlara, şimşeklere yurt olan şu sineme, (Hz. Musa'nın görmesi için Allah'ın tecelli ettiği) Sina dağı bile benzeyemez. (Ey sevgili! Çünkü o,) senin inayetinden yanıp tutuşmuştur.
Bu kıt'a Şeyh Galibin, ruh kudret ve enginliğini en muvaffakıyetli bir tarzda ifade eden mısralarını ihtiva etmektedir. Bir muma benzetilen canın şulesi, onun aşk ve ilham ile vukua gelen atılışları, yükselişleridir ki bunun, bir fanusa benzetilen gök kubbesine sığmayacak kadar geniş ve büyük olduğu anlatılıyor. Şair, yuvası şimşeklerde olan bağrındaki ateşin eserini Turu Sina’nın bile görmediğini kaydettikten sonra, göğsündeki o ateşin, yani aşkın sevgilisi tarafından tutuşturulmuş olduğunu söylüyor.
Turu Sina, Allahın Hazreti Musa’ya bir nur halinde göründüğü ve hitap ettiği dağdır. Bu görünme öyle azametli olmuş ki Musa kendinden geçtiği gibi dağ da ortasından çatlamış.
Bu kıt'ada asman kelimesinin “âs” hecesiyle “berk” kelimesini ve efrûhte kelimesinin rûh hecesini, vezinde birer kapalı ve birer açık hece karşılığı olacak tarzda uzatarak meddli okumalıdır
3. Gönül doğanı, öyle yükseklerde uçmağa başladı ki, hüma avına bile nazlanıp zülfünde de yuva kurmaz oldu. Ey felek gidişli sultanım! (Sevgilim!) Hoş gör; çünkü o, senin himmet elinin yetiştirmesidir.
Bu kıt'ada, şair gönlünü – devlet kuşu da denilen – hümayı bile avlanmaya nazlanan mağrur bir doğana benzetiyor. Doğan, avcılar tarafından alıştırılıp beslenen ve diğer kuşları avlamakta kullanılan yırtıcı bir kuştur. Avcılar doğanlarını ellerinde taşırlar ve av görünce salıverirler. Şeyh Galip de, bundan dolayı, doğana benzettiği gönlünü sevgilisinin elinde yetişmiş sayıyor. O doğanın, sevgilinin saçında bile yuva yapmak istemeyişinin sebebi, bu lutfun uyandırdığı gururdur.
4. (Bu aşk ile ben) öyle bir âleme vuslat imkânı buldum ki orada her bir çiğ tanesi bir güneş değerindedir. Öyle bir güneş ki onun ışığına (gece gibi) bir perde de yok. Uzağı da yakını da bambaşka bir âlemdir. Orada senden ayrı olmak, sana kavuşma anlamı taşır.
5. Mânâ hareminin kapısı açıldığında binler




